Bir dilim kek, yıllar önce çok güzel bir havada yediğim bir akşam yemeği ya da çok keyifle pişirip yine keyifle paylaştığım bir yemek çok uzun yıllar hafızamda tazeliğini korurlar.Çoğu zaman acaba yemek yapmaktan ve yemekten keyif alan herkes benim gibi mi düşünüyor diye merak ederim. Birçok kişinin attan düşmüştüm, annem beni parka götürmüştü ya da çok kar yağmıştı diye hatırladığı ilk çocukluk anıları bende hep hazırlanmış bir sofra ve yanında buram buram muhabbetten geriye gidemez. Yine böyle çocukluk anılarımdan biri de beni annemlere karşı gondola bindirmeyeceğine söz vererek lüneparka götürmeye izin almış kuzenimle tabiîki defalarca gondola binmişken park dönüşü uğradığımız Gamze Pastanesi vitrinleridir. Muzlu rulo dilim pastası, Mabel’in şemsiye çikolatası, çilekli tartlar hep vazgeçemediklerimiz olmuştur.İkimizin arasındaki bu ‘’Şeker Kardeşliği’’ yenilenlerin aynı kalması ama okuduğumuz, çalıştığımız ya da gezdiğimiz mekanların değişmesi ile birlikte keşfedilen yeni pastaneler ile birlikte gelişti. Ve sabahları kalktığında canı tatlı isteyen kuzenimin reçel, bal ya da nutella yerine vişne reçeline batırılmış kek yemesi ile birlikte paylaştığımız tatların şeker etrafında oluşturdukları bağ sonunda vişneli mekik olarak damgasını vurdu. Ben de böylece yaptığım her tatlı tarifini ilk kuznime yedirmenin sevinci ile kendisini şekerli tariflerimin gurmesi yaptım. Bu tarif de bundan önce çalıştığımız ofisimizde cumartesi sabahları kahvaltısı olarak Panex’den aldığımız ‘’Vişneli Mekik’’’leri anmak üzere tarafımca yapılmış, ve hepsi bir anda kuzenimce tüketilmiş küçük şirin şeyler oldu.
Burada Mekik adı ile yediğimiz küçük kekleri Fransizlar küçük ama çeşitli şekillerde özellikle de kare olarak yapıp ‘’Financiers’’ adı ile kahve yanında tüketiyorlar. Bizdeki mekiğin en ünlüsü tabiî ki vişneli olanı. Ama Financiers’in orijinal tarifinde Fransiz tereyağı toz badem bulunuyor.. Ben hem daha önce yediğim Financiers’lere benetmek hem de kuzenime beğendirmek adına, bir gazetenin verdiği yemek tarifi ekindeki Portakallı Mekik tarfinde sıvı yağı tereyağına, portakalı vişneye çevirip, toz bdem ekleyerek yaptım ve kuzenimden tam puan aldım.
(Fransızlar küçük keklerinde esmer tereyağı isminde bir tereyağı kullanıyorlar. Ben Türkiye’de henüz bulamadım ama burada bunu elde etmek için tereyağını eritirken hafif kahverengileşene kadar yakmayı öneriyorlar. Ama ben ilk defa denediğim bu tarifi riske atmamak için bu yöntemi denemedim.)
Malzemeler;
4 adet yumurta akı
1 su bardağı toz şeker
1 su bardağı un
1 paket kabartma tozu
1 paket vanilya
1 çay bardağı toz badem
110 gr. Eritilmiş tereyağ
Tarifi;
Fırını 160 dereceye getirin. Küçün bir tencereyi ocağın en küçük gözüne alıp altını en kısıkta yakın. Bu tencerenin içinde yumurta akı ve şekeri, elektrikli mikser ile şeker eriyene kadar çırpıp ocaktan alın. Un, kabartma tozu ve vanilyayı birlikte ekleyip karıştırın. Eritilmiş tereyağını ekleyip karıştırdıktan sonra toz bademi ekleyin ve bir kaşık yardımı ile mekik kabına dikkatlice boşaltın. Bu tarifte kabrtma tozu olduğu için kalıbın %70 inin doldurulması öneriliyor ama benim mekik kalıbım çok derin olmadığı için neredeyse tamamını doldurdum ve biraz tombik mekikler elde ettim. 10 gözlü mekik çukurların dolduktan sonra artan karışımı yağladığım küçük kalk kalıbımıma koydum. Fırında üzeri pembeleşene kadar yaklaşık 35-40 dakika pişirdim. 10-15 dakika ılındıntn sonra silikon mekik kalıbından kolayca çıkardım.

Bir arkadaşım bana günlük hayatta karşılaştığı olaylardan çıkardığı dersleri anlatıyordu. Hepimiz birçok kez binmişizdir uçağa. Hosteslerin uçuşdan önce güvenliğimiz için anlattıkları arasında oksijen maskeleri ile ilgili bir bölküm vardır. Hava basıncının düşmesi ile açılan oksijen maskeleri hakkında hep ‘’ İlk önce kedinizinkini sonra çocuğunuzun maskesini takınız’’ derler. Bunun sebebi çok açıktır: çünkü eğer kendi maskemizi takmadan çocuğumuzun maskesini takmaya çalışır isek, başımıza gelebilecek bir olumsuzluk sonucu cocuğumuzun maskesini de takamayabilir ve böylece 2 hayatı birden tehlikete atabiliriz. Halbuki ilk önce kendi maskemizi takarsak, diğer maskeyi rahatlıkla takabiliriz.Bu sohbetten beri ‘’kendi maskemi takmayı’’ düşünüyorum. Kendi sağlığımı ve moralimi yüksek tutarak belki de kaç kişinin maskesini takma becerimi ayakta tutabiliyorum?
İnsan bazen hiç ummadığı anlarda ve tadlarda kendisini birden enerji yüklenmiş, motive bir şekilde bulabiliyor ayna karşısında ve bu şekilde yanındakinin maskesini çok rahat takabiliyor. Eskiden beri bir dilim kek ve sıcak şekerli süt eşliğinde okunan kitabın bana enerji verdiğine inanırım. Hele günlerden Pazar, hava yağmurlu ise ve kitabım da akşam beni uykusuz bırakacak kadar sürükleyici ise…
İşte ben de bu pazar eskiden ilkokuldayken dersten çıkıp eve gelirken yol üstündeki Gamze Pastanesi’nden aldığım muffin şeklinde üzerine toz şeker serpilmiş portakallı keklerin enerjisine ihtiyaç duydum. Bunu hala inanarak söylüyorum ki, en bitkin anımda bile bir pastanenin önünden geçerken vitrinde gördüğüm en süslü şeyde gözümü kapatıp onun eşliğinde demlenmiş sıcacık bir bardak çay ya da kahve hayali beni kendime getirir.
Ben muffin kalıbım olmasa da normal kek kalıbında portakallı kek yapıp, üzerine toz şeker serpip afiyetle yedim.
(Ben keklerimin pastane keki gibi yumuşacık olmasını istediğim zaman (istemeye istemeye) margarin kullanıyorum. Eğer siz kullanmak istemiyorsanız tarifteki ½ paket margarin+ ½ çay bardağı sıcıyağ yerine 1 su bardağı sıvıyağ kullanabilirsiniz. Bu şekilde de aynı tadı yakalayabilirsiniz.)
Malzemeler
3 yumurta
1,5 bardak şeker
½ paket margarin
½ çay bardağı sıvıyağ
1 su bardağı süt
3 bardak un
1 paket vanilya
1 paket kabartma tozu
1 portakal kabuğu rendesi
2 yemek kaşığı portakal suyu.
Hazırlanışı
Fırın ısısını 180 dereceye getirin. 3 yumurtayı beyazları ve sarıları iyice karışana kadar mnikserin önce düşük sonra hızlı devrinde iyice çırpın.Arsından şekerleri ekleyip yine sıkı bir karışım yakalayana kadar (yaklaşık 4-5 dk) karıştırın. Oda sıcaklığında yumuşamış margarini ve sıvıyağı ekleyip karıştırmaya devam edin. Ardından sütü ekleyin ve karıştıurmaya devam edin. Önemli olan her bir malzemeyi sıra ile ekleyip bir sonrakini eklemeden öncekilerin iyice karışmasını sağlamak. En son un kabartma tozu ve vanilyayı aynı anda ekleyin ve karışım iyice harmanlanana kadar karıştırın. Portakal suyu ve rendesini ekleyip 1-2 dakha karıştırdıktan sonra karışımı kek kalıbına alın. Ben kek kalıbım silikon olduğu için kalıbı yağlamadım ama diğper kalıplar için sıvıyağ ile yağlayıp üzerine eliniz ya da kevgir yardımı ile un gezdirirseniz kalıbınız yapışmaz. Keki fırında 180 derecede 50 dk, sonra 150 derecede 10 dk pişirin. İçini bir kürdan batırarak pişip pişmediğini kontrol edin. Eğer işçi pişmemişse 150 derecede 5-7 dakika daha pişirebilirsiniz.

Hayat bu aralar yoğunluktan dolayı dinlenmek için hiç mi hiç fırsat vermiyor. Hayatın durulduğu zamanlarda da kişisel görevler bitmek bilmiyor. Mesela çok yorucu geçen bir haftanın sonunda cuma akşamı ve hafta sonu için binbir türlü planlar yapmışken, bitmek için domatesin çürümesini bekleyen peynir misali bir anda bomboş olan mutfak için alışverişe gidip ve kendimi kaybedip pazar aksami kendimi hala mutfakta onu bunu pişirmeye çalışırken bulabiliyorum. Zaten mutfağın dolu ve zahmetsiz olduğu haftasonları da ya ütü birikmiş oluyor, ya da şu çekmecede ne varmış diye kendi kendime iş çıkarıyorum. Bunlara da gerek yoksa eğer zaten eve misafir çağırmışızdır aman o da olsuın bud a olsun şeklinde süregidem hafta sonu bana sataşır ben onu itelerim şeklinde devam eden bir karmaşaya dönüşüyor bazen hayatım. Bu şekilde kendi kendime verdiğim rahatsızlıktan ötürü çok zamandır elime kitabımı alayım, NipTuck yeni bölümlerini izleyeyim ya da kanallarda dolaşayım şeklinde bir gevşemeyi yaşayamaz oldum. Ta ki grip olana kadar… Sevinmeli mi üzülmeli mi bilinmez, ateşimin en yüksek olduğu 2 gün işe gelmek zorunda kalsam da, bitmek bilmeyen burun akıntım, antibiyotiğin kuruttuğu gergin cildim ve halsizliğimi saymazsam eğer, çorbamı için uzandığım ve onun bunu dağınıklığını ya da açlığını takmadığım bir 2 gün geçirdim. Öğrendim ki 2 gün once yıkadığım bir gömlek, ipten alıp ütülemezsem eline silah alıp beni kovalamıyormuş
İşte bu gripte de geçen hafta hasta olan eşime yaptığım C vitamini deposu domates çorbasını yapıp afiyetle tükettim.
Malzemeler
1 çorba kaşığı tereyağ
4 adet domates
½ su bardağı arpa şehriye
5 bardak su
2 yemek kaşığı limon
1 tatlı kaşığı nane
1 çay kaşığı pul biber
Yapılışı
Domatesleri rendeleyerek ya da rondona kıyarak tencereye alın. İçine tereyağını da atıp domatesler yumuşayıp ezilene kadar pişirin. Bu arada 5 bardak sunu kettle’da kaynatın. Domatesler yumuşayınca blander ile iyice pure karışım haline getirin. İçine arpa şehriye ve kaunamış suyu ekleyip şehriyeler pişene kadar (yaklaşık 10-15 dk) pişirin. En son tuz, limon, nane ve pul biber ekleyip bir taşım daha kaynatıp ocaktan alın. Ben içine marketten aldığım baharatlı kıtır ekmeklerden ekleyip servis ettim.

Bu sabah işe gelirken radyoda Şebnem Ferah’ın ‘’Sil Baştan’’ şarkısını dinledim. Sil baştan başlamak gerek bazen, hayatı sıfırlamak… Düşündüm de hayatı sıfırlama şansımız olsaydı eğer, tükettiğimiz hangi şeylerin yeni baştan yaratılmasına çaba gösterirdik? Taa eskilere gidip ilkokuldan mezun olduğumuz günkü küçük ama mağrur gururu mu yeniden yaşayabilmek isterdik, yoksa çok yakınlardaki son kullanma tarihine çok az kalmış bir sevgiliye mi yeniden aşık olurduk? Bir bardak su misali tüketilen hangi sevgiyi sil baştan hatasız yaşamak isterdik?Çocukkken verilen ödevleri yaparken, yanlış çıkan her sonuçta doğruya ulaşmak için çözümü incelemek, yanlış olduğunu düşündüğüm satırları silmek yerine tüm sayfayı büyük bir rahatlık ile yırtar ve ‘’sil baştan’’ yapardım ödevimi. Çünkü baştan sona ödevi incelemek ve yanlış yaptığım yeri bulmaya çalışmak, sanki daha sonraki denememdeki doğru yapabilme ihtimalimdeki motivasyonumu kırıcı, negatif enerji yaratan bir hareketmiş gibi gelirdi. Şimdi düşünüyorum da ‘’sil baştan’’ şansım olsa idi, verilen görevleri yerine getirmek uğruna mı kullanırdım onu, yoksa son yudumu almaya korktuğum kadar lezzetli olan ve bir yudum kahveye benzeyen tüketilmiş sevgilerin yeniden kocaman dolu bir bardak kahveye dönüşmesi için mi?
Şimdilerde sil baştan yaşama şansım olsa çocukluğumda yaşadığım büyüklerin türk kahvesi içme keyiflerine soba yanında silbaştan ödevlerimi yaparken kulak misafiri olma zamanlarımı seçerdimdiye düşünüyorum. Büyüklere kahve pişirildiğinde ortak olmak isteyip ağladığmızda daha fazla üzülmeyelim diye yengem bize sütlü kahveı pişirirdi. Biz de onların Türk kahvesi keyfine ellerimizdeki sıcak sütlerle ortak olurduk. Sonralarda büyüyüp onlara gerçek kahve ile ortak olabilsem de şimdilerde eşimin sevmemesi sebebi ile Türk Kahvesi keyfimi akşamları yalnız başıma yapıyorum ve birlikte içilen o bol sohbetli sabah kahvelerini çok özlüyorum. Şu sıralar hayat hikayemi yeniden yazıp sil baştan yaşamak gibi hayaller kursam da sanırım bu aksam sil baştan yaşama hakkımı Türk Kahvesi sohbeti için kullanacağım.
Az Şekerli Türk Kahvesi
Malzemeler
1 kahve fincanı su
1 adet kesme şeker
1 tatlı kaşığı Türk Kahvesi,
Hazırlanışı
Suyu şekeri ve kahveyi cezveye koyup ocağın altını yakıp şeker eriyene kadar karıştırın ve ocağın altını kısın. Kısık ateşte kahvenin köpüğü kabarana kadar bekleyin. Kabanaran köpüğü bir kaşık yardımı ile cezveye alın, kaynayan kahveyi de üzerine ekleyin.

Hastalık süreçlerinde alternatif tedavilere duyulan ilgi ile birlikte çay firmalarının birsürü bitkiyi bizim için harmanlayıp paketlemesi bu aralar işimize çok yarar oldu. Bu sene moda olan ekinezya çayı soğuk algınlığındaki en yakın kurtarıcımız oldu. Grip olduğumuzda kuşbunu, gergin olduğumuzda Melissa, sindirime yardımcı sinameki derken evlerimiz bitkilerle doldu taştı. Geçen hafta eşimin öksürükle şiddetleren gribi sebebi ile çok eskilere gidip mutfağa girdim. Küçükken grip olduğumuzda teyzem bize hep bal limon yapar içirirdi. O zamanlar tadının çok ekşi olması ile birlikte baskın gelen tatlı aroma yüzünden bu içecekten kaçardık çünkü bu mucizevi karışımın iki günde bizi ayağa kaldırması lüksünü farkedemeyecek kadar çocuktuk. Çok zaman sonra hepimizin sıkça kullandığı bir pastil markası limonlu ve portakallı pastillerinin yanına bal limonlu pastili çıkarınca teyzem tıp dünyasının sonunda onun doğal ilaçlarına değer vermeye başladığı fikrine kapılıp hipokrat yeminleri bile etmişti. Büyüyüp hastalandığımız zaman kendi başımızın çaresine bakma zamanlaımız gelince bal limonun neden gribimize bu kadar iyi geldiğini araştırarak öğrendim. Bal zaten doğal ve gerçek ise mucizevi bir tedavi deposu ki limonla birlikte sıcak suda eridiğinde içimi sırasındaki buğu ve nem solunum yollarını yumuşatan öksürüğü azaltan özelliklere sahip. Limon ise gerçek bir C vitamini deposu. Bu sebeplerden ötürü bal limon ilk defa içen ve ilk başlarda da tereddüt eden eşime çok iyi geldi ve bu doğan ilacı herkesle paylaşacak kadar çok beğendi.Malzemeler
- 1 limonun suyu
- 1 bardak su
- 2 tatlı kaşığı bal
Tarifi
Suyu bir cezveye alıp ocağın altını yakın ve içine limon suyunu ekleyin. Limonlu su kaynayınca içine 2 tatlı kaşığı balı ekleyip 1¬¬ 2 defa kaıştırdıktan sonra ocağı kapatıp bal limon karışımını bardağa alın ve sıcakkken tüketin.
3 kardeş olan annemler evlenip çoluk çocuğa karıştıktan sonra hayatın uzaklarda geçmeyeceğine karar verip doğdukları büyüdükleri eve, annelerinin yanına taşındılar. Ve biz de yaşadığımız yer bir apartman olmasına rağmen çekirdek aileden geniş aileye dönüşerek ayrı evlerde doğmuş 6 kuzen iken ayrı evlerde ama aynı apartmanda büyüyen 6 kardeş haline geldik.En büyüğümüzün ehliyeti ve arabasi olduğunda sabah 07:30 da kaldırdığı servis ile sabah sabah şarkılar söyleyerek hepimizi okullarına bırakıp öyle işe giderken, şimdi kimimizin evli ve uzaklarda, kimimizin kilometrelerce uzakta başka bir ülkede, kimimizin ise yeni dünyasının çocuğu olduğunu görmek çok garip geliyor.Cuma akşamlarından bir deste iskambil kağıdı ve birsürü cips ile toplanıp pazar aksamına kadar dağılmadığımız rutin eğlencelerimizin adı şimdilerde yılda bir iki kez zar zor yapabildiğimiz için kuzen gecelerine dönüştü..Hepimiz bekarken ve peynir ekmekten başka birşey hazırlamayı bilmezken şimdilerde tam kadro biraraya gelmenin mümkün olmadığı kuzen gecelerinde yapılan o lezzetli yemekler geçmiş hamburger menülerimizin yerini malesef tutmuyor.Yine de eşlerimiz ve çocuklarımızla bir araya geldğimizde sandalyelerimizin az geldiği gecelerimizden birinde kuzenimin eşinin yaptığı fırında karnıbahar, bir araya gelmek isteyip de gelemediğimiz kuzen gecerlerimizi yad etmek için eşimin benden sıkça istediği hatta gelen misafirlerimize neredeyse rutin olarak sunduğumuz bir tarif oldu. Ben de karnabahari falan es geçip bir tabak patates kızartması ve peynir ile sabahlara kadar iskambil oynamak istedim, ama yapabildiğim sadece karnıbahardi…
Malzemeler;
- 1 orta boy karnıbahar
- Pişirmek için su
- 2 su bardağı yoğurt
- 2 yumurta
- 2 yemek kaşığı un
- 1 çay bardağı zeytinyağ
- 1 su bardağı rendelenmiş kaşar peyniri
- Tuz
Sos için;
Sarımsaklı Yoğurt
Tarifi;
Karnıbaharları ayıklayıp çiçek çiçek ayırıp iyice yıkayın. Kaynamakta olan tuzlu suya ekleyip karnıbaharlar yumuşayana kadar pişirin. (Yaklaşık 20-25 dk).Bu arada yoğurt yumurta un ve sıvı yağı bir karıştırıcı ile iyice karıştırın. Pişen karnıbaharları bir kevgir yardımı ile fırın tepsisine alın.Üzerine hazırladığınız yoğurtlu karışımı eşit miktarda dökün. Rendelenmiş kaşar peynirini ekleyin.Üzeinin nar gibi kızarmasını istiyorsanız en son üzerine bir bıçak yardımı ile fındık büyüklüğünde 5-6 parça margarin koyun ve 180 derece önceden ısıtılmış fırında üzeri kızarıncaya kadar pişirin (Yaklaşık 30-35 dk) Fırındak çıktıktan sonra 10-15 dakika dinlendirip üzerine sarımsaklı yoğurt dökerek servis edin.
İstanbul’a hala adamaakıllı kış gelmedi. Hala işe giderken kazağimin içine gömlek giyiyorum, çünkü öğlene doğru kazak fazla geliyor. Annemin geçen sene bana ördüğü renk renk atkıları takabilmek umudu ile her akşam yatmadan balkondan havayı kokluyorum acaba yarın soğuk olur mu diye. Penceremin önüne dizdiğim meleklerim ile birlikte içmek için aldığım sahlep, boza, hazır çorba gibi yağmur kar yağdığındaki pencere önü atıştırmalıklarım bana küsmüş bir şekilde dolabımda duruyorlar. Tüm bu şartlara rağmen havaların bu kadar iyi gitmesine aldırmayan metobolizmam ise avcı atalarımızdan öğrendiği üzere biyolojik evrim gereği kışı rahat ve sıcak geçirebilmek adına yağ depolama işlemini tamamladı. Bu da bana birkaç kilo fazlalık olarak geri döndü. Ben de haliyle hem besleme düzenimi dengelemek hem de bu fazlalıklarla savaşmak adına bu aralar sebze yemeklerine yöneldim. Geçen akşam annemde yediğim brokolinin tarifini hemen alıp kendime yaptım. Brokoli hem hazırlanmasının kolaylığı hem hazmının kolay olması hem de kanserle savaşma özelliği sebebi ile şu sıralar favori sebzem olarak dolabımda. Bu yüzden herkesin bu sebzeyi tüketme alışkanlığını kazanmasını dilerim.
Malzemeler;
- Arzu edilen miktarda brokoli
- Yoğurt
- Sarımsak
- Tuz
Tarifi.
Brokolileri çiçeklerinden teker teker ayırıp yıkadıktan sonra kaynayan tuzlu suda 10 dakika haşlayın. Bu süre sonunda brokolileri bir kevgir yardımı ile içinde buz olan suya aktarın ve buzlu suda da 10 dakika bekletin. Son olarak yine kevgir yardımı ile süzgece alıp sularını iyice süzdürün. En son tabağa aldığınız brokolinin üzerine sarımsaklı yoğurt ekleyip servis edin.
YORUMLAR