Monthly Archive for Şubat, 2007Page 2 of 2

Canım tatlı çektiğinde…

Atıştırmak için alelacele hazırlanan kahvalti sofrasından,özenle hazırlanmış misafir sofrasına kadar her yemeğin bir öyküsü var bence. Hatta bazen hazırlamadan direk satın alınıp tüketilen şeylerin bile fazlaca öyküleri olabiliyor. Ben de bu hafta kültürümüzün bir parçası olan kuruyemişçiye uğrayıp çocukluğumuza ait küçük tatlı şeyler aldım. Kapı önünde kavrulan leblebilerin kokusunun ilk ulaştığı yer olan bir apartmanın 1. katında doğdum ben. Bu yüzden hepimizin sokaktan ”Anneeee, para at!” seslenişleri bana ıvır zıvıra dönüşen madeni paralaı hatırlatıyor. Hafta işi iş çıkışı Levent Çarşıda yürürken mendil almak için girdiğim kuruyemişçide gördüğüm bu erik pestili de beni direk o günlere götürdü. Şimdilerde çoğu insanın unuttuğu hatta birçok çocuğun bilmediği pestiller, bizim zamanımızda aburcubur isteklerimize karşılık annemin alıp elimize tutuşturduğu şekerli meyvelerdi ve çok hoşumuza giderdi.Aradan geçen zamanda hazır ve hızlı tüketilen yiyeceklerin hayatımıza birden bire girişi ile pestil, kuru kayısı ve kuru vişne gibi yemişler unutulsa da yeni yeni beslenme uzamanlarımızın hayatlarımıza giriş ile hatırlanır oldu.Ben de sağlıklı beslenme adına şu günlerde canım tatlı çektiğinde, ya da midemin kazındığı ara öğünlerde bol bol vişne kurusu tüketiyorum. Metabolizmayı hızlandırması, boşaltım sistemine yararları, selülit önleyici olması ve ihtiva ettiği meyvenin yararları ile birlikte hepimizin sofrasında bulunması gerektiğine inanıyorum. Yakın zamanda da kuru meyvelerin kaynatılarak yapıldığı hoşaflardan deneyeceğim.

Dinlenmek..


Bu aralar düşünüyorum ki insan hayatta en az iki kisi birden oluyor. Öğrenci iken çalışan biri olmak, çalışırken evli biri olmak, anneyken eş olmak gibi. Ben de farkettim ki 10 yıldır hiç tek bir kişi olamamışım. Üniversitedeyken dersten çıktığımda arkadaşlarım eve gidip anneleri ile çay içip akşamüzeri kanapede şekerleme yaparken, ben koştur koştur işe yetişmek zorunda kaliyordum. Ve kendim için seçtiğim bu tempo bu güne kadar eş olmak, kardeş olmak, evlat olmak gibi birsürü şeyle beslenince bu hafta içi herkese aynı düşümü anlatıp durdum. Kar yağıp okula gidemediğimiz o 2 gün gibi değil dedim. Hatta feda edip evde ve İstanbulda gezerek geçirdiğim yıllık izinlerimden 1 hafta bile değil. 2 ya da 3 ay istifa etsem herşeyden, bir sabah hiç uyanmasam akşama kadar.Ertesi sabah erkenden kalkıp boğaza fotoğraf çekmeye insem. Akşam üzerine doğru da bir kitap alıp küçük bir cafede eşimle buluşmayı beklesem. Bir sonraki gün birsürü kişiyi çaya çağırsam eve. Bir gün evde sabahtan akşama türk filmi izlesem, ve bir gün de Eminönü’nden incik boncuk toplasam sokak sokak. Sonra o içinde büyüdüğüm ama vakit ayıramadığım semt pazarları…Elim kolum patates ve çorap dolu gelsem eve..

Ve tüm bunları kurarken en son ne zaman tek kişi olduğum aklıma geldi. Ortaokulda iken, ders bitip eve geldiğimde camının önünde iki küçük koltuğu olan mutfağımızda annemle çay içerdik. Ve ben çok zaman kısır isterdim annemden. Çantamı yerleştirip ödevlerime bakıp TV’de Türk filmleri başladığı vakitlere denk bir öğleden sonrası uykusu çekerdim. Annem teyzem ile birlikte kısır hazırlayıp çayı demlediğinde beni uyandırırlardı.Hava kararıp da babaların eve gelme vaktindeki yemek telaşı sinyalleri gelene kadar da hiç unutamayacağım kadar huzur kokan sohbetler eşliğinde kısır yiyip çay içerdik.

İşte bugün de böyle bir günün özlemi ile kısır yaptım. Tabi tek başıma yediğim için bu tadı alamadım malesef. Ama yine de o bazı yemeklerin damaklarımıza değdiği ilk andaki dejavu hissinin tarifi mümkün değildi.

Malzemeler;

  • 2 su bardağı köftelik ince bulgur
  • 1.5 litre kaynamış su
  • 1 yemek kaşığı salça
  • 1 çay bardağı zeytinyağ
  • Yarım limonun suyu
  • 1 yemek kaşığı nar ekşisi
  • Pulbiber, tuz
  • Taze soğan
  • Maydonoz
  • Salatalık

Tarifi;

Bulgurları derince bir kabın üzerine oturttuğunuz tel süzgecin içine alın. Kaynayan suyu bulgurların üzerine dökün, süzülen suyu tekrar bulgurların üzerine dökün. Bu işlemi 3-4 kere tekrarladınktan sonra bulguru bir tencereye koyup kapağını kapatıp 20-25 dk.kabarmaya ve dinlenmeye bırakın.Bu arada taze soğan, salatalık ve maydonozu doğrayın. Kabaran bulgura zeytinyağı ve salçayı ekleyip rengini alana kadar iyice karıştırın. Limon suyu, nar ekşisi ve baharetları ekledikten sonra en son yeşillikleri ekleyip karıştırın ve ılıkken servis yapın. Ve o damağınızdaki ilk tadın size neler hatırlattığını bir düşünün…