Arşiv: Mart 2008

Pazar günleri

patatesliborek.jpg

Pazartesileri meşhur sendromuyla, Cuma gününü neşe ve enerji ile tanımlarız ya hani… Pazar gününü tanımlamanın tek yolu bence börek ve kısırdır! Uzun süre ortada duran kahvatı sorfası kalktığı gbi önce bulgur sıcak su ile kabarmaya bırakılır, ardından börek döşenmeye başlanırdı bizim evde. Börek fırına verildiğinde en taze maydonozlar, soğanlar ayıklanır, yıkanır ve özenle kesilirdi salça ile renklendirilmiş bulgur için. Lezzetli bir zeytinyağ, bol kırmızı biber, limon derken fırından o güzelim tereyağ ve süt kokusu gelmeye başlandığında da çay demlenir, altı kısılıp lezzetli yaprakların suya bırktığı kokunun içinde hayallere dalınırdı. Annem ev sevdiğimiz peynirli böreği yapardı bize, ama arada yaptığı bol acılı ıspanaklı böreği de koca bir bardak ayran ile yedikten sonra Pazar siesta’sı yapmak gibisi var mıdır?

‘Pazar günleri’ öyküsünün devamı »»»

Ratotouille

patlican.jpg

Bazen sırf sorunluluktan giriyorum mutfağa, sadece karnımı doyurmak üzere yemek yapmak için, bazense mutfağa girişim bir şölen oluyor benim için. Eğer gündüz giriyor isem mutfağa laptopumu da alıp hemen itunes’umdan güzel bir playlist hazırlıyorum kendime. Çoğu enerjik, hatta ara sıra yemeği bırakıp da dans ettirecek cinsden. Eğer akşam ise de buzdolabımın üzerindeki minik radyodan çoğunlukla Joy FM’i eğer mutsuz isem de Melon Şapka’yı açıp kendimi 2-3 saatliğine kaybediyorum mutfağımda. Bazen umutsuz, bazense yalnız hisseder ya insan kendini hayatta, belki de bu noktada üretmek bana iyi geliyor bilmiyorum, ama önce kileri,ardından buzdolabını açıp varolan malzemelerden birşeyler uydurmak, pişirmek ve fotoğrafamak her aşaması ayrı keyif veren bir süreç benim için. Ben mutfağımı çok seviyorum, aynı evlenmeden önce annemin mutfağını, en yakın arkadaşımın mutfağını sevdiğim gibi.

‘Ratotouille’ öyküsünün devamı »»»

Buğulu Ses

peynirliipogaca2.jpg

Genelde hoşuma giden her tür müziği dinlerim. Bu hoşuma giden tanımındaki yelpazem o kadar geniştir ki ruh halime gore jazz, ruh halime göre de Türk Sanat Müziği dinlerim. Bunların dışında hoşuma gitmeyen müziklere de sonsuz saygım vardı. Üretmek, ve yoktan varedip sanata dönüştürmek her zaman önünde eileceğim bir olgudur. Çok sevdiğim bir arkadaşıma eşlik etmek için hiç tarzım olmayan bir müziği dinlemeye bile gidebilirim.

‘Buğulu Ses’ öyküsünün devamı »»»

Masal bu ya


Bana bir masal anlat bugun avunmaya ihtiyacım var. İçinde hiçbir acının sonsuza dek sürmediği, masal da olsa birşeyler anlat bana avut beni. Ne olur bir gün yaşarken gözlerimi kapasam, hayat kendiliğinden aksa gitse ama ben bir masal dinlesem? Sanki kulağımda hep duymak istediğim bir müzik, trafik var hatta karmaşa… En çok ilahi adaleti anlatsan bana, sevgi reddi hastalığına kapılmış etrafımda herkes ama ben gözümü kapatsam o müziğe dalsam.. Müzik benim masalım olsa keşke…Ne olur ki kendimi birgun kandırsam? Sadece bir gün guzel seyler duymaya ihtiyacım var. Masal bittiğinde nerede olduğumun önemi yok aslında, biteceğini bilsem de bir hayal ülkesinde, bir peri masalının ortasındaki şatoda duymak istediklerimi duysam ne olur ki?

‘Masal bu ya’ öyküsünün devamı »»»

Rüyadaki Ayrıntı


Kapkaranlık gecenin ortasında, göremediklerimi tarif edebileceğim tek şeydi benim için. Ucu bucağı olmayan bir çölde mi yoksa gökyüzüne yakın kocaman bir dağın tepesindemi oluğumu anlayabileceğim tek şey… Uzaktaydı ama can’ım kadar da yakındı bana, üstelik öyle de güzeldi ki. Duyar duymaz anladım evimin hemen dibindeki deniz kenarında hem de senelerin yavaş yavaş yıkıp harabeye döndürdüğü iskelenin son kalan parçasıın üzerinde olduğumu. Poyrazı hissedemeyecek kadar üşüyor, ayağımın dibindeki kumlara yabancı kalacak kadar yaşlanmıştım oysa, sanki yıllar öncesinde de aynı yerde hiç durmamışım gibi… Uzandım ve sırtüstü yere yattım.

‘Rüyadaki Ayrıntı’ öyküsünün devamı »»»