
Çok uzun zamandır ilk defa kendimizle başbaşa vakit geçirebildik.. Her hafta sonu ya eşimin ya benim çıkan ekstra iş programlarımız, anneleri ziyaret etme vakitleri, evde yapılması gereken işler gibi hafta tatillerimizi bölen unsurları bu sefer uzaklaştırmak için çok çaba sarfettik. Ve başardık!
İlk gün altı saat kadar ‘’gelinin en yakın arkadaşı’’ kıyafeti arayıp bulduktan sonra arkadaşlarımızla yediğmiz akşam yemeği ve keyifli espessonun ardından yorulmuş ama yüzümde huzurlu bir gülümseme ile kanepeye uzandığımda kendimi gerçekten arınmış hissediyordum. Sabahın erken saatlerini kalabalıklar ardında garip bir sakinlik bulduğum Eminönü’nde annemle türk kahvesi içerek geçirmemin de bu arınmaya etkisi olduğu apaçık ortada. Yine de altı saatten sonra kazanılan zafer de mutluluğuma mutluluk katmadı değil.
‘Tatil’ öyküsünün devamı »»»

Bahçemizdeki gül ağacından anlıyorum bu sene baharın birtürlü gelmediğini. Geçen sene Hıdrellez için dileklerimi asabildiğim gül ağacı bu sene tohumlarını geçen hafta verdi yüzlerini ise bu sabah ilk kez görebildim. Hala işe giderken sabahları üşüyor öğlene doğru ancak ısınabiliyorum. Henüz çimleye yalınayak basamadım, yol kenarlarında da papatya göremedim ama mayıs ayının ortasına geldik diye hayretler ediyorum. Doğumgünümde okul kırıp İstanbul’da havuza girdiğim günleri düşününce de bu sene havalarda bir terslik olduğunu gün gün yaşıyorum.
‘Kış’ öyküsünün devamı »»»

Herkes gibi benim de kaçıp gitmek istediğim zamanlar var hayatımdan, sorumluluklarımdan en çok da kendimden…Çaresi olmadığı yatıştırıcı, hafifletici alternatif tedavisi de olmayan mutluluk hastalığım ile tarfsiz mutsuzluklara sürüklediğim hayatımdan kaçıp gidesim… Mutluluğu, ait olduğu insanların mutlu olması zanneden zavallı ruhumun kaçıncı direnişi bu başı belli sonu belli oyunlara bilmiyorum.Yağmur yağdığı zaman damlalardan korunmak için açtığım şemsiye gibi, soğuktan korunmak için taktığım atkı gibi ruhuma da dur demek korumaya almak istiyorum ama öremediğim duvarlarım siper olamıyor başkalarının acılarına…
Bugün, anneler gününü sabahtan akşmaa kadar birlikte geçirdiğimiz bahçedeki o güçlü kadının yanında olmak, kendimi yenileyip korumayı öğrenene kadar da hayatın bana getireceklerine dur diyebilen annemin yanında hatta karnının içinde minik bir bebek olmak istiyorum. Ama yarın gitmek zorunda olduğum bir işim hatta mutluymuş gibi görünüp kutlamak zorunda olduğum bir doğum günüm var. Hayat eğer yüzyüze bakmak istiyor isek; birbirimize asla sırtımızı dönmememiz gerektiğini öğretmişti bana oysa… Eğer yüzyüze bakmak istiyor isek… Oysa…
Ben yine rakı şişesinde balık olmak isteyebilir miyim?

Günler günleri nasıl da kovaladı, nasıl yine bir Hıdrellez gedi bu sefer gerçekten anlayamadım. Geçen sene bu zamanlar Hıdrellez’de gönlümün en temiz yerinden geçirdiğim dileklerimin nasıl da gerçekleştiğine üzerinden tam 1 sene geçtikten sonra anlayabiliyor, hazmedebiliyorum. Koca bir sene… Geçip gidenlerin yanına koca bir sene daha eklenmiş ömrümden.İnsan dönüp baktığı zaman nasıl da farkediyor zamanın getirdiklerini, götürdüklerini… ‘Hıdrellez’ öyküsünün devamı »»»
YORUMLAR