Monthly Archive for Ekim, 2008

Ugosti

Patates Güzeli

 Eşimin ailesinin geldiği topraklarda yeni gelinin evlendiği zaman evliliğe alışma sürecinde annesinden ayrı geçirdiği zamanları uzatmamak ve gelinin annesinden manevi destek alması için, evlilik geliştiği zaman da gelin annesiyle ara ara özel zamanlarını paylaşsın diye geliştirikleri bir adet var.Adı Ugosti… Yani evliyken ihtiyaç duyduğunuzda çantanızı alıp annenizde birkaçgün geçirmeye gidebiiyorsunuz. Giderken de ‘’Ben Ugostideyim şekerim’’ diye not bıraktığınızda da iş legaleşmiş oluyor. Hoş bu devirde bizim şartlarımızdaki hiçbir kadının annesine giderken legalleştirilmesi gereken bir süreç yok tabi, ama eskiler ince düşünmüş, günümüze kadar da getirip bize hediye etmişler biz de uydular olduk.

 

Eskide eşim iş nedeni ile çok sık seyahat ederdi. Hal böyle olunca benim Ugostilerim de ayda birkaç kez şeklinde zorunluluklr kazanmıştı. Fakat son 1 yıldır seyahatler kalkınca Ugostilerde unutudu gitti. Bugun işten çıkıp anneme kahve içmeye gelmiştim ki eşim telefon açıp beni birden Ugostiye gönderiverdi. Normalde planından programından şaşınca uykuları kaçan ben birden herşeyi bırakıp kendimi annemin şımarık kollarına atıverdim.

 

Her kız gibi annemi özlüyorum ben de… Annemi, yemeklerini, evinin kokusunu, evnde uyuduğum zamanki karşılıksız güveni… Kısa bir süre de olsa bütün sorumlulukların oluşturduğu o dar gömleği üzerimden çıkarıp atmayı, kendimi annemin koynuna bırakmanın tarifsiz huzurunu… Continue reading ‘Ugosti’

Üzgünüz

Üzgün Papatyalar

Cuma gününden beri Blogger’a erişim sağlanamıyor. Ağzına geleni ya da aklına eseni fikir sanıp heryere yazan dengesizler, ve onları durdurmak adına sapla samanı birbirine karıştırıp kısıtlayarak bizi onlardan yana duymaz görmez ve anlamaz hale etirebileceğini sanan ‘’boşluklar’’ yüzünden kapatıldık. Oysa o dengesizler internetten çok evimizde, otobüsümünzde, gözümüzün taa önündeler de kimse bilmiyor. Ben cumadan beri kendimi kalabalıklar arasında yanlarında yalnız hissetmediğim birsürü insanı o kalabalıkta kaybetmişim gibi hissediyorum. Arkadaşlarımın paylaşacaklarını özlediğim gibi kendimi paylaşmak için beyaz boş bir odadayım sanki.

 

Blogumun  blogger dan yayın yapan yerlerini değiştirip güncellemek için bütü hafta sonu uğraştım. Üzgün ve sinirliyim. Blogger in bir an önce açılmasını ‘’dilemekten’’ başka da birşey yapamıyorum.

Biz çocukken

 

Mercimek ve Bulgur

 Çocuğum yok, çocuklu bir kuzenim yok, çocuklu bir arkadaşım yok. Bir çocukla rastadığım herhangi bir yerde en faz on dakika agucuk bugucuk yapmaktan başka da diyaloğum da yok. Bunlarla beraber bir çocukla sosyal bir ortama gitmişliğim, onunla onun dünyası ile gezmişliğim eğlenmişliğim de yok. Ama her ne olursa olsun annelerin bu rahatlığı ile çocukların artan şımarıklıklarının birleşip de etrafa kabus olarak yayılmasını anlayamıyorum anlayamayacağım.

  Dün annemle İstinye Park’da arabamıza inmek için bir asansörden inmiş hemen yanındaki diğer asansörü çağırmış bekliyorduk. Hemen o sırada beklediğimiz yere ağlayan 1.5 ya da 2 yaşlarında olduğunu tahmin ettğim bir kız çocuğu, o çocuğun elinden süs olsun diye tutan bir anne ve çocuğun arabasını yine süs olsun diye tutan bir baba geldi. Çocuk hani eskilerin deyimi ile etinden et koparılmış gibi çığlık atıyordu. Belli ki ya acıkmış, ya Cumartesi günü kapalı bir havada alışveriş merkezine doluşan insanlardan sıkılmış ya da ne bileyim inattan falan şımarıklık olsun diye ağlıyor. Yüzüne de baktım gözyaşı ile kıpkırmızı olmuş bir şekilde ağlıyor belli ki gerçek bir ağlama. Annesi sanki bu drum çok normalmiş, ya da ona ve ailesine göre çok normalse bile sosyal bir ortamda diğer insanlara göre de kabul edilebilir bir yanı varmış gibi rahat öyle asansörün yanan lambalarına, sırada bekleyen kadınların botlarınn demirlerine falan bakıyor. Baba da tam bu aileyi tamamlayacak şekilde umarsızca cep telefonu ile oynuyor da oynuyor. Çocuk ebeveynleri onunla ilgilenmeyince daha br bağırıyor. Continue reading ‘Biz çocukken’