
Bütün hafta Cuma gelsin diye bekledikten sonra Cumartesi ve Pazar nasıl bu kadar çabuk geçiyor nasil Pazar akşamı oluyor hiç anlamıyorum. Hele bu hafta ekstra hızlı geçti sanki zaman. Yine Pazar gecesi, yine ertesi gün iş var. Tamam işimi seviyorum çalışmayı seviyorum ama evime de doyamıyorum ki! İnanın bazı sabahlar sabahın taa köründe evden çıkarken derli toplu mis kokulu evime çıkmadan son kez şöyle bir bakıp iç geçiriyorum evde kalsam neler yapardım diye.. Birçok yazımda yazmışımdır tam 11 yıldır aralıksız çalışıyorum. Hele 5 yıllık okulla beraber yürüyen kısmı varki ne siz sorun ne ben anlatayım. Hani bazı insanlar istifa ederler durup dururken, ya da bazıları herhangi bir sebepten işten çıkarılırlar, böylece yeni iş arayıp bulana kadar üç hafta beş hatfa iki ay dört ay falan evde kalmışlıkları vardır. Ben en son işimden istifa ettiğimde günlerde Çarşamba, yeni işime başladığımda da günlerden hemen o çarşambadan sonraki perşembeydi! Artık İstanbul’da hangi semtte hangi Pazar kuruluyor onu bile unuttum inanın. Eskiden çarşambaları Yeşilköy pazarına giderdim hala kurulu mu o Pazar?
Hal böyle olunca evde kaldığım zamanlar bana altın niteliğinde sanki. Arkadaşlar abartmıyorum bazen bir Cumartesi öğleden sonrası salonumda oturup halılarımı DVD’lerimi falan seyretmek istiyorum. Vitrinimde yaşı benden büyük sütlükleri indirip özenle yıkamak yerine koymak, ne bileyim masa örtülerinin bulunduğu çekmeceyi çatal bıçakların bulunduğu çekmece ile değiştirmek, balkonda oturup kahve içmek istiyorum. Continue reading ‘İnat’

Sevgili Nihan bizlere ödülünü verirken ondaki önemimizi o kadar ince bir şekilde anlatmış ki, karşılığında düşünmeden edemiyor insan. Hayatta yanımızda olan, yanımızda olduğunu iddia eden ve yanımızda olamadan sevgisi hissettiren insanlar arasındaki farkı o kadar güzel ortaya koyuyor ki
Benim bu güne kadar ki hayatım dostluk ve sevgi açısından değerlendirildiğinde hep ‘’demekki beni gerçekten sevmiyormuş’’ cümlesi ile biten, kimisi iki aylık kimisi otuz yıllık ilişkilerden oluştu hep. Bazen sevdim sevilmedim, bazen sevdiğimi anlatamadım, bazen de vermeyi kesince ilişkilerimin nelerden oluştuğunu öğrendim. Geçen gün kahva falıma bakan bir abla bana ‘‘insanlar senin hakkında Zeynep ne kadar sabırlı ve verici bir insandı, artık çok değişti’’ diye konuşuyorlar dedi.
Susmuyorum artık, susamıyorum. Sustukça içim atıp kendimi kırdığım yılların intikamını almak istercesine içimdekileri bir bir bağırıyorum herkesin suratına. Continue reading ‘Arkadaşlık’

Patates Güzeli
Eşimin ailesinin geldiği topraklarda yeni gelinin evlendiği zaman evliliğe alışma sürecinde annesinden ayrı geçirdiği zamanları uzatmamak ve gelinin annesinden manevi destek alması için, evlilik geliştiği zaman da gelin annesiyle ara ara özel zamanlarını paylaşsın diye geliştirikleri bir adet var.Adı Ugosti… Yani evliyken ihtiyaç duyduğunuzda çantanızı alıp annenizde birkaçgün geçirmeye gidebiiyorsunuz. Giderken de ‘’Ben Ugostideyim şekerim’’ diye not bıraktığınızda da iş legaleşmiş oluyor. Hoş bu devirde bizim şartlarımızdaki hiçbir kadının annesine giderken legalleştirilmesi gereken bir süreç yok tabi, ama eskiler ince düşünmüş, günümüze kadar da getirip bize hediye etmişler biz de uydular olduk.
Eskide eşim iş nedeni ile çok sık seyahat ederdi. Hal böyle olunca benim Ugostilerim de ayda birkaç kez şeklinde zorunluluklr kazanmıştı. Fakat son 1 yıldır seyahatler kalkınca Ugostilerde unutudu gitti. Bugun işten çıkıp anneme kahve içmeye gelmiştim ki eşim telefon açıp beni birden Ugostiye gönderiverdi. Normalde planından programından şaşınca uykuları kaçan ben birden herşeyi bırakıp kendimi annemin şımarık kollarına atıverdim.
Her kız gibi annemi özlüyorum ben de… Annemi, yemeklerini, evinin kokusunu, evnde uyuduğum zamanki karşılıksız güveni… Kısa bir süre de olsa bütün sorumlulukların oluşturduğu o dar gömleği üzerimden çıkarıp atmayı, kendimi annemin koynuna bırakmanın tarifsiz huzurunu… Continue reading ‘Ugosti’
Yorumlar