
Her sene Haziran Temmuz ve Ağustos aylarında 1 er haftayı annemle birlikte geçiririz. Ben işten izin alıp yazlığa, annemin yanına giderim. Haziran ayındaki birliktelik annemin daha yazlığa yeni yerleşmesindeki telaşın aidiyet duygusu ile birleşmesinden ötürü yavan, ağustos ayındaki ise geri dönüşün yaklaşmasından ötürü huzursuz geçtiğinden en çok keyfi temmuz ayındaki tatilimizden alırız.
Birlikte geçirdiğimiz bu on günde gündüzlerimiz uzun kahvaltılara eklenen ikinci kahvelerle bitmesini istemediğim sohbetler eşliğinde başlar. Güneşin tehlikeli saatlerinin son bulması ile yüzme, akşamüzeri banyosundan sonra hafif birer içki ve gece de ruh halimize göre çaldığımız müzikler ile son bulur. Havanın kapalı olduğu zamanlarda yaptığımız gezintiler, uzun zamandır görmediğimiz dostlarımıza ziyaretlerimiz, bazen hiçbir şey yapmadan sadece kitap okuyarak akıttığımız sakin zaman. Ama bunların hiçbiri şey anneme mutfağa girip börek ve kısır yapmamızdan daha çok keyif veremedi bana. Evliyken ya da bekârken, annem mutfakta iken onu izlemenin bana verdiği huzur hiç değişmedi. Boyum tezgâha yetişmiyor diye taburenin üzerine çıkarak annemin yıkadığı bulaşığa yardım etmeye çalıştığım günlerden tutun da, dün, bugün mutfakta sadece domates bile kesse, annemi izlemek bana tarifi çok güç duygular yaşatıyor. Annemin böreği, üzümlü kurabiyesi, yumurtalı ekmeği, hatta ekmek arasına koyduğu peyniri… Mutfakta annem…
Dün, yani tam da temmuz ayı içerisinde, hayatın bu sene annemle vakit geçirmeme izin vermediği günlerin, su gibi akıp da beni yine karmakarışık günlere sürüklediği akşamüzeri vakitlerinde, mutfakta annemi gördükten sonra, bu vakitleri yazmak istedim. Burnuma annemin üzeri nar gibi kızaran böreğinin kokusu geldiğinde gözlerim tam da fırına dikilmiş düşüncelerimi birbiri ile pekiştiriyordu. Bu aralar anneme ne zaman baksam, akıp giden zamanın getirdiklerinin sadece ve sadece ikimizin vaktinden çaldığını düşünüyor ve paniğe kapılıyorum. Belki yıllardır onunla geçirmeye alışık olduğum haftaları geçiremediğim için, belki de ben bu aralar çok stresli olduğum için bilinmez… Ama kendimle baş başa kalamayışım, her bir dakika bir şeyler çözmek zorunda oluşum ve belki de sona yaklaşmanın verdiği insani gevşeme bana bu özel duyguları kaleme döktürmeye, o nar gibi kızaran böreği görebilecek kadar güzel anlatımlar sunmaya izin vermiyor.
Saatlerce yüzdükten sonra gölgede ve kumların üzerinde uyuyakalmak isteyen yorgun tatilciler gibiyim. O yüzden bu fırında yaptığım karidesi, bu sefer anlatmadan sunabiliyorum size,
Malzemeler,
Yarım kilo dondurulmuş karides
1 litre kaynamış su
2 adet domates
1 adet orta boy soğan
2 yemek kaşığı erimiş tereyağı
Pul biber
4 yemek kaşığı rendelenmiş kaşar peyniri
Hazırlanışı;
1-Fırının ısısını 170 dereceye getirin.
2-Kaynamış suya karidesleri atıp 2 dakika haşlayın. Ardından karidesleri bir kevgir yardımı ile sularını iyice süzdürüp sudan alın.
3–2 adet güveç kabına yemeklik doğramış soğan, küp doğranmış domates ekleyin.
4-Karidesleri üzerine dizin.
5-Pul biber, eritilmiş tereyağı ve tuz ekleyin ve üzerini folyo ile kapatın
6–170 derecede 20 dakika pişirin.
7-Folyoyu açıp, rendelenmiş kaşarları ekleyip 10 dakika daha pişirin.



YORUMLAR