Arşiv: 'Bloglararası Oyunlar' Kategorisi

Blogum ve Ben


Sevgili Burçin beni yeni bir oyun için mimlemiş. Bu oyunlarda birbirimizi ne kadar yakından tanıyoruz değil mi?

Dünden beri karanlık olan hava beni ortaçağ ruhuna büründürdü. Canım orta Fransa’da elimde fotoğraf makinesi ile şatoları gezmek, öğle yemeğinde keçi peyniri yemek, yanında senelerce yıllandırılmış bir kadeh kırmızı şarap içmek ve bütün atmosferi içime çekip dinlenmek istiyor. Mesela Usse şatosunda masala ilham veren Uyuyan Güzel olsam, sadece buraya yazmak için uyansam, ama yine aklımda fikrim Paris ve yemek olsa fena olmaz mıydı?

‘Blogum ve Ben’ öyküsünün devamı »»»


Sevgili Nazlı beni 187. sayfa oyunu için sobelemiş.

Ben şu aralar hayranı olduğum Buket Uzuner’in çıkarmasını gün saya saya beklediğim İstanbullular isimli kitabını okuyorum. Buket Uzuner bu kitabı çıkaralı nerdeyse 5 ay oldu ama ben zamansızlıktan ancak şu günlerde sonlarına doğru yaklaştım. Aslında bu oyun için oturup ”Adanmış Hayatlar” isimli bir kitap yazıp 187. sayfasındaki ”Yorgunluk” isimli bölümden sizlere kendi kelimelerimi yazacak kadar birkmiş durumdayım. Ama benden evvel Buket Uzuner der ki;

” Osa 21. yüzyılın Türkiye’sinde hala arkası olmayan düz vatandaşın işi zordu, uzundu, yorucu ve bıktırıcıydı. Ama Polis Memuru Üzeyir Seferihisar, Türkiye’de hayatta kalma sınavlarından geçmeyı başarmış sıradan bir vatandaş olarak yeterince uyanık ve kurnazdı ve bu sınavlar ona, kime, nerde, hangi ses tonuna angi tepkiyi vermesi konusunda yaşamsal bir refleks kazandırmıştı.”

Bu ouunun bir sonraki durağı sevgili Eda Suner olsun istiyorum. Edacığım senin elindeki kitabın 187. sayfasında neler yazıyor?

Severim


Yağmur dolu bulutlar benim söyleyemediklerimi, poyraz benim yureğimin taaa içini anlatır. Bu kocaman adam da kalbinde yağmur bulutlarını, deli yeşil gözlerinde de poyrazı saklar. Ben bu üçünü aynı karede yakalamayı çok severim.

Sezen Aksu kulağımda, kalemim elimde, sarı kağıtlarım önümde yazı yazmayı, yazdıklarımı okurken ağlamayı, gözümün yaşını da eşime sildirmeyi severim.

Tek başıma tarihi yarımada da alışveriş yapmayı, bi dolu ıvır zıvırla eve dönmeyi, akşam da telefonda anneme anlatmayı severim.

Beni sobeleyen Burçin’i severim, sobelediğim Defne’yi, Müge’yi ve İpeği severim:))

Teşekkür ve Vazgeçemediklerim..

Eskiden hepimizin çantasında telefon defterlerimiz vardı değil mi? Bu defterlere arkadaşlarımızın hem telefonlarını hem de adreslerini not alırdık. Ben bir de en son sayfasına her arkadaşımın doğum gününü özellikle not alırdım. Beyaz Adam’dan ya da Toy’s R Us’dan sevimli Truffy kartları biriktirirdim. Doğum günü listemi her senenin başında ayrı bir deftere aylık olarak sıralar ve her ay, bir sonraki ay doğum günü olan arkadaşlarımı belirler, onlara koleksiyonumdan uygun kartlar seçerdim. Sonra o kartlara özenle doğum günü mesajımı yazar, yine özenle seçilmiş renkli kokulu zarflara yerleştirir evime çok uzak olan postanenin yolunu tutardım. Önce postaneye gider işlemi tamamlardım. Ardından dönüş yolculuğunda asıl gezinti başlardı benim için. Önce Tadım dondurmacısına uğrar kornet külaha karamelli ve çikolatalı bir dondurma yaptırır, ardından bu dondurmayı önce çikolata sosuna, sonra fındığa en son da fıstığa batırır kana kana yerdim. Ardından semtimizin tek kitapçısına uğrar yeni gelen neler var uzun uzun incelerdim. Son uğrağım büyükçe bir parkın içinde olan Tiffany mağazasına girmek ve yeni çıkan ürünlere bakmak olurdu. Çoğu insan için ‘’postalamak’’ olan bu eylem benim için sevdiğim aktiviteler ile beslenmiş bir keyifli gezinti şölenine dönüşürdü.

Sonra, aradan karamelli dondurmayı, küçük ama dopdolu kitapçıyı, ucuz ama güzel kazakları aradan çıkaran teknolojiler geliştikçe gelişti. Biz tüm bir öğleden sonramızı alan bu aktiviteyi bir tık’a indiren e-kartlar göndermeye başladık sevdiklerimize. Ama ben hala ne zaman gitsem kitapçılardaki o kocaman büyük rengarenk kartlara uzun uzun bakarım. Bazen eşime ya da arkadaşlarıma aldığım hediyelere iliştiririm ama çok uzun zamandır postaneye gitmedim diyebilirim.

Geçen haftalar da Kanyon’da Elit Oyuncak Mağazası’nda bu kartları gördüm ve yine dayanamadım aldım. Aslında bu gördüğünüz son hali, çünkü Elit’te satılan aslında kart değil kart malzemeleri. Kategorilerine göre minik objelerden oluşan bu setlerden alıp, evde içinizden geldiği gibi dizayn edip hediye kartınızı kendiniz yaratabiliyorsunuz. Yılbaşı kategorilerinde minik çam ağaçları, Sevgililer Günü’nde ise bir sürü kırmızı pembe kalpten oluşan çok hareketli, eğlenceli olan bu setlerden Okyanus temalı olan seti aldım ben. Ben her sene bu mevsimde deniz kokusunu pek bir özler, yaz akşamları için gün sayar dururum. İşte deniz özlemimin arttığı şu aralar, bu kartı aldığım akşam hemen oturup resimde gördüğünüz dizaynı yaptım. Ama kartı bitirdiğim gibi postalayacak, kutlayacak, teşekkür edecek bir şeyler bulamadığım için çekmeceye kaldırdım.

Şimdi beni ‘’İçinden Gelerek’’ arkadaşlarına tanıtan ve bu sayede bir sürü arkadaş ile tanışma fırsatı veren, yazdığım her öyküde, hazırladığım her yemekte herkesten önce sımsıcak yorumlarını yazan ve yakın zamanda da beni sobeleyen Defne’ye teşekkür etmek için huzurlarınızda bu kartı çekmecemden çıkarıyorum

Defneciğim beni vazgeçemediklerim konusunda geçen hafta sobelemişti, ben dersime ancak çalışabildim. Defneciğim; işte benim vazgeçilmezlerim diyor ve ben de Almanya’ya uzanıp sevgili Canancığımı sobeliyorum.

Herkesin kendine göre vazgeçemediği şeyler vardır. Ben benim bu oyunum biraz değişik olsun istedim ve insanlardan yardım aldım. Bana göre vazgeçemediğim şeylerim vardı evet ama bakalım insanlar beni nasıl görüyordu ve onlara göre vazgeçemediğim şeyler neydi.

Bu soruyu ilk olarak kendime sordum;


Hani ‘’Ne zamandan beri?’’ sorusunun cevabını hatırlamazsınız ya, işte benim de zamanını hatırlayamadığım kadar eski bir tarihte artık hangi olay hangi resim bilinçaltıma nasıl girdi ise, her küçük kızdan biracıcık fazla olarak gelinlik tutkum başladı. Annemim kuzenlerinin evlenmesi ile saç baş makyaj yapılıp gelinliklerini giyerek çektirdiğim fotoğraflar albümümde kendi kuzenlerimin ve arkadaşlarımın gelinlikleri ile devam etti. Evlenmemin söz konusu olmadığı zamanlarda aldığım gelinlik dergileri, ara ara yapılan gelinlikçi gezmeleri, biriktirilen gelinlik fotoğrafları, her gelinin arkasında gelinliği inceleyen ruh halleri hatta evlenene kadar zaman zaman kuzenimin gelinliğini giyip oturmalarım yıllarca devam etti.
Evleneceğim zaman kocaman bir gelinlikçiler caddesinde hiç yorulmadan bıkmadan usanmadan bütün gelinlikçilere girip sıra sıra gelinlikler giydim. Öyle ki beni bütün tanıyanlar evleneceğim zaman ‘’Ohh şükür sonunda kendi gelinliği olacak’’ deyip bu hevesimin kendi gelinliğim ile birlikte biteceğini sandılar. Ben de öyle sanmıştım. Gelinliğim eve geldiğinde 6 gece birlikte uyuduk. Düğün günü benim en mutlu anım gelinliğimi giydiğim andı. Hala her evlilik yıldönümümde gelinliğimi giyerim, hala gelinlik dergileri alırı ve bir gelin gördüğümde durup dakikalarca bakarım. Tamam, itiraf ediyorum, evlilik yıldönümleri haricinde de ara ara gelinliğimi indirip askı ile salonun ortasına asıp birkaç gün seyredip giyip kaldırıyorum İşte benim en vazgeçilmezim: Gelinliğim.


İkinci olarak eşime sordum;


Çok net hatırlıyorum 5 ya da 6 yaşındaydım. Amerika’da yaşayan amcam Türkiye ziyaretlerinde bize getirdiği oyuncak dolu çantayı açar, biz de abim ile paylaşırdık. Yine bir gelişinde paketinde uslu uslu oturun bir Snoopy’yi görür görmez almıştım. Ben senelerde o Snoopy ‘yi yanımdan ayıramadım. Sınava almak istemeyen OSYM görevlileri, eve gelen çocuklara oynasın diye verdiği için teyzem, unuttuğum için yazlığa giderken yarı yoldan döndürdüğüm annem, yıkadığı için kavga ettiği yardımcımız dahil bir sürü insan ile onun için kavga ettim. Bu hevesim için de ‘’Evlenince geçer’’ dediler. Ben de geçen sandım. Ama geçmedi Ben hala bu 25 yıllık Snoopy’yi evimde başköşeye koyup, sıkıldığımda bunaldığımda, ağladığımda ona sarılıp rahatlıyorum. Snoopy’m benim vazgeçemediklerimden.

Üçüncü olarak ağabeyime sordum;


Ellerim, saçlarım, yüzüm daha doğrusu bütün bedenim sanki bir canavar tarafından nemi emilmişçesine kupkurudur. Ellerimi yıkadıktan sonra krem sürmez isem parmaklarımı birbirine değdiremem. Saçlarıma krem sürmez isem Bonus reklâmlarında oynamak için hemen teklif alabilirim. Yüzüme krem sürmez isem dudaklarımı falan oynatamam gerginlikten. İşte benim bir yere kalmaya gideceksem pijamam, diş fırçam falan hikâye olmazsa olmazım, yanımdan ayıramadığım tek şey kremlerimdir.

Dördüncü olarak kuzenime sordum;

Kahve fincanlarına, kupalara dayanamam ben, nerde görsem beğensem alırım mutlaka. Özellikle resimde olduğu gibi rengarenk olanlara!

Beşinci olarak da kuzenime sordum;

Büyülü Şehir Paris; Sen okuduklarımdan, düşlediklerimden daha da güzelmişsin!. Ben Paris’in sokaklarına, yemeklerine, kültürüne her şeyine ayrı ayrı aşığım. Yıllarca arkadaşlarımın benim için geridkleri ve benim Paris’den aldıklarımın birkaçı resimde. İşte ben Paris şarkılarından , yemeklerinden ve bu eşyalardan vazgeçemem.

3X3 Oyunu İçin Sobelendim

Önüm arkam sağım solum Sobeee saklanmayan Ebeeee!

Sevgili Defne’nin Sobeeee’si için hazırlanıyordum ki bir baktım sevgili Canan beni 3X3 oyunu için sobelemiş. Aslında bu oyun için yepyeni tarifler vermek isterdim ama hem süresinin 3 gün oluşu hem de benim bu aralar üst üste tarif deneyemeyişim sebebi ile eski tarifler ile bu oyunu oynayacağım artık.

Defne’nin sobesi için resim çekiyorum bu aralar, bu oyunun süresi 3 gün olduğu için, ve ben elimdeki işleri son güne bırakırsam uykularımı kaçırıp dudaklarımı kemirmeye başladığım için bu oyunu ilk Sobeeee’m den önce oynuyorum. Defneciğim seninki de hemen ardından yakın zamanda…

Kurallar: 3 tane yemek tarifi verip, her birini 3 yemek bloguna ithaf edip, su 3×3 soruyu soruyorsunuz:

Herkes birbirini son hızla sobelediği için, sobelenmemiş kişi bulmak bir hayli zor. Bu yüzden ben 1 er kişi sobeliyorum izninizle, hem daha çok yeniyim çok insan tanımıyorum, hem de herkese sobeleyecek birileri kalsın istiyorum.

İlk tarifli öykümü ‘’Senenin ilk papatyası’’ Vişneli Mekiğimi sevgili Açalya’ya ithaf ediyorum ve onu sobeliyorum. Biliyorum Açalya yemek blogu yapmıyor ama ben onun da 3X3 cevaplarını merak ediyorum, o da sobelerken güzel hikaelerinden ithafta bulunur bizlere.

İkinci tarifli öykümü ‘’Sil Baştan’’ Türk Kahvemi sevgili Nezaket’e ithaf ediyorum ve onu sobeliyorum.

Üçüncü tarifli öykümü ‘’Pera’da Çay Keyfi’’ Çikolatalı Kekimi çok seven sevgili Burçin’e ithaf ediyorum ve onu sobeliyorum.

1.1. Daha once yasadiginiz 3 sehir?

İstanbul’da doğdum, İstanbul’da büyüdüm ve halen İstanbul’da yaşıyorum.

1.2. Tatil icin gittiginiz, gordugunuz ve onermek istediginiz 3 yer?

Aaaahhh büyülü şehir Paris! Sen gördüklerimden, düşlediklerimden çok daha güzelmişsin. Dünya sanat tarihinin ortasında, bir gelin gibi süslenmiş olan özenli sokaklarında, asaletin ve kibarlığın bakışlara yansıdığı insanları her dakikası romantik adımlar ile yaşamak isteyen herkes Paris’i ömürlerinde bir kez olsun görmeli.

Balayımızı geçirdiğimiz Kemer Çamyuva Robinson Club. Metrekareye neredeyse hiç insanın düşmediği, kimsenin sizi rahatsız etmediği, her akşam yemeğinin ayrı bir şölene dönüştüğü, gürültülü animasyonlardan uzak, çam ağaçlarının büyülü kokusu arasındaki bu tatil köyü benim herkese tavsiye edebileceğim bir yer.

Doğal klimalı havası ile bayıltmayan, denizi ve doğasıyla sizi Tanrı’ya hayran bırakan Çeşme, benim her yaz gittiğim ve herkese tavsiye edeceğim tek tatil yöresi.

1.3. Yasamak istediginiz (gormediginiz de olur) 3 sehir?

Yaşamak istediğim ilk şehir elbette ki Paris.
İkincisi İzmir
Üçüncüsü İstanbul

2.1. Su anda ki mesleginiz nedir?

Endüstri İlişkileri Mezunuyum ve şu an da Finans ile uğraşıyorum.

2.2. Dunyaya yeniden gelseydiniz, hangi meslegi yapmak isterdiniz?

Dünyaya yeniden gelsem, icra ettikten sonra ,yaptığım şeyi anlayan bir ülkede beni takdir eden insanlardan alkış sesini uzun uzun duyacağım bir mesleği yapmak isterdim, bu da büyük ihtimalle dans olurdu, ama asla bu ülkede değil.

2.3. “Kesinlikle ben yapamazdim” dediginiz meslek nedir?

Çoğu insanın aksine doktorluk yapabilirdim ama asla cerrah olamazdım.

3.1. Yasam felsefenizi olusturan sozlerden biri?

F.Nietzsche’nin hepimizin bildiği o ulu sözü: ‘’Beni öldürmeyen şey güçlendirir!’’

3.2. Bir kitapdan alinma, cok sevdiginiz bir cumle veya paragraf veya bolum?

Ahlakın altın kuralı kendimize yapılmasını istemediğimiz kötü şeyleri başkalarına yapmamaktır, denir.

Oysa,
Dünyadaki huzursuzluk ve acıların çoğu ‘’bize yapılmasını istemediğimiz kötü şeyleri başkalarına yapmamızdan’’ çıkmıyor. Tam tersine; kendimiz için istediğimiz iyi şeyleri başkaları için de istemeye kalkışmamızdan çıkıyor.
‘’İyilik’’ işte bu yüzden kötü.
……….
……….

Böyle deyince hep var olan
Sesimi çıkaramadım, eğdim boynumu ben de.

Emre Yılmaz-Şeytan’ın Fısıldadıkları

3.3. Cok sevdiginiz bir siirin bir parcasi?

Aslında bu şiirin tamamı;

Kim bilir kac kisi senin zarif hallerini sevdi
Kac kisi güzelligini sevdi,
belki gerçek askla belki degil.
Ama bir kisi senin ruhunu sevdi
Bir tek kisi degisen yüzündeki hüznü sevdi

William Butler Yeats