
Günler uzasa, 24 saat değil 29 saat olsa, o 5 saat de benim olsa, ama hava da aydıınlık olsa..
Kendimi Beyoğluna atardım ilk gün.İlk önce evden çıkmadan cep telefonunu kapatır sonra doğruca Metropol pasajının en dibindeki dükkana Özel Bal şiirleri okumaya giderdim. Uzun uzun şiirleri okur, her baktığım taraftan başka bir kelimesini keşfeder, sonra üzerimdeki kıyafete tarza falan da aldırmadan cap canlı harflerle Carpe Diem yazan bir yaka iğnesi satın alır, çantama iliştirir doğruca Galatasaraya doğru yürümeye başlardım O eskiden postane olan mermerlerini çok sevdiğim kocaman binanın bir kareye sığacak siyah beyaz fotoğraflarını çekmek için kendime son model bir objektif satın alırdım. Gerçekten ve gerçekten beşyüz tane resim çekmek isterim orada. Çektiğim fotoğrafları aktarmak için küçük şirin sevimli bir cafede sıcacık bir portakal çayı içer, tek başıma olmanın huzurunu gözlerimi kapatıp bir kez daha içime çekerdim. Hayatımda aynı renk göremediğim bütün insanları tek tek düşünür, eski renkleri ile görmeye çalışır, sonra vazgeçer tekrar bakardım çektiğim resimlere. Bu sırada hava hala aydınlık olurdu……….
Bugünlerde akşam 20:00 de evde olsam erken geldim falan diye sevnip ne yapacağımı şaşırıp bir oradan bir oraya koşturuyorum evde. O yüzden bugünü kendime ayırdım hava aydınlıkken kendi kendime ‘’birşeyler’’ yapmak istedim. Sabah erkenden kalkıp kahve termosuma çay demledim. Şehir çok uzak olduğu için vazgeçip sahile indim.Yürüdüm, sonra koştum, sonra yine yürüdüm. İçimde, ruhumda biriken bütün enerjini denize bıraktım geldim. Çok uzun zamandır vakitsizlikten bekar evine dönen mutfağımda eşimle ‘’bir yemek olsa, salçalı suyu olsa, suyuna da ekmek bansak’’ diye konuştuğumuzun üzerinden 2 gün geçmişti. Bu yüzden kendimi mutfağa atıp basitçe çiftlik köftesi yaptım. Mis gibi, acı acı, sulu sulu. Ardından eşimin en sevdiği yiyecek olan patatesi kızartıp, üzerine domatesli sos yaptım görünce sevinçten çıldırsın diye. Baktım dolabımda ayıklanmış yıkanmış ıspanak pakedi de var bu kapalı kırmızı sonbahara çok yakışır diye çok zamandır denemeyi istediğim ıspanak çorbasını da yapıverdim yanına yeni tatlara kapalı eşimin içmeyeceğinden emin bir tencere çrbanın bana kalacağını bile bile.
Şimdi o cumadan ödevlerin bittiği ama ertesi güün de tatil olduğu için en çok sevilen Cumartesi gecesinin başındayım. Telefonum kapalı, ev telefonumun fişi çekik. Film kanallarında dolaşırken Prison Break’in yeni bölümlerini mi seyretsem diye düşünüyor, yok yok ben kalkıp bir çikolatalı tart yapayım diye aklımı çekerken de hepsini boşversem, kocam gelse de sinemaya gidip patlamış mısır yesek diye hain planlar yapıorum. Ama bu gece TV açık, ama yanında laptoptan da Sezen Aksu Çalarken Scrabble oynayıp boş boş güleceğimizi de o kadar iyi biliyorum ki. Huzurlu muyum neyim?.
Beyoğluna gidemedim, bir dahakine gideceğim söz!
Not: Aşağıdaki ölçüler denemek için yaptığım için az, 3 kişilik çorba anca çıkar. Siz kişi sayısına göre arttırabilirsiniz. Ben çok ama çok beğendim.
Malzemeler
250 gr ıspanak
1 kucuk soğan
1 yemek kaşığı zeytinyağı
1 yemek kaşığı un
1 su bardağı süt
1 su bardağı su
Tuz
Karabiber
Hazırlanışı
Zeytinyağında soğanı ve unu kavurun. Doğranmış ıspanağı da ekleyip kavurmaya devam edin. Su ve sütü ekleyin. Bir taşım kaynadıktan sonra tuz ve biber ekleyin. Pürüzsüz olana kadar blanderden geçirin.






YORUMLAR