Eğer herşey yolunda gitseydi şu saatlerde Nürnberg havaalaına inmiş ya da inmek üzere olacaktık.Muhtemelen sabah hava aydınlanmadan havaalanına doğru yola çıktığımız için yol boyunca elimde tuttuğum çayın sıcaklığı bileklerimden yukarıya doğru beni ısıttıkça eşimin gözlerine bakmış ve hayallere dalmıştım. Çok sevdiğim havaalanı insanları gözlemlemek icin uçaktan çok vakit önce alana gelmiş kahve içmiş ve türlü hikayeler yazmıştık elinde bavulu ile koşturan birçok İstanbullu’ya. Sonra pasaporttan geçip elimizde hayatımızda belki daha önce hiçbir şekilde var olmamış bir numara ile hayat kazanmış kapıyı ararken kaç kez bakışıp gülmüş, içimize sığmayan içimizi birbirimize ellerimizle sığdırmaya çalışmıştık. Pek tabiki cam kenarında olan koltuğumuzdan hangi ülkenin hangi şehrinin üzerinde olduğumuzu konuşmuş uçak inerken de gürültünün içine gizlemiştik pır pır atan kalbimizin sesini.
Şu an diyorum, tam da şu an Nürnberg havaalanında ya valiz bekliyor ya da metro bekliyorduk şehre ulaşmak için. Ayaklarımız en son yere değdiğinde bize ait çok şeyi dünde bırakmışken, etrafımızda bilmediğimiz bir dili konuşan insanların arasında ilk şaşkınlıkla kendimize ait şeyler aramış, bulamayınca ellerimizi tutmuştuk sımsıkı. Büyük şehirlerden daha sıcaktır ya kasabalar, küçük şehirler, Nümberg de sokaklarında kurulmuş noel pazarları ile, kocaman panayırları ile atkılarının arkasında ısınmaya çalışan insanlara yaşam hevesi olmuştur şimdi. Continue reading ‘Bir Hayalden Diğerine’

Sıcacık Kek
Geçen hafta sonu evde ‘’kış’’ beklerken keyfime diyecek yoktu. Önce Cumartesi akşama kadar evde yalnızlığıma uyuşukluk eklerken tek eksiğin Türkan Şoray’lı bir Türk Film’i olduğunu düşündüm. E kahve ile tarçınlı kek kokusunu filmden başka ne tamamlayabilir ki?
Pazar günü ise kahvaltı ve sporun ardından, yine başka bir Pazar sabahı Nişantaşı’nın bütün sokaklarında sevgilimle elele aradığımız ‘’küçük, şirin, sevimli ve sıcak cafe’’ yi 5 yıl sonra evimizin tam da dibinde bulmamızla günümüze öyle bir renk katıldı ki anlatamam. Önce cafenin hemen yanındaki kitapçıdan bolca film ve kitap satın aldık. Dedim ya size kış hazırlıkları yapıyorum diye, şimdi evimizde kışın ilk çeyreğine yetecek kitap ve film stoğu tamamlandı. Ardından cafemizde uzun bir gazete ve kitap keyfi ile yazın yazlıkta olmam sebebi ile fazlasıyla yaşayamadığım klasik Pazar keyfi ile resmen şımardım. Hatta o kadar şımardım ki bu haftasonunun adını ‘’uzun zamandır geçirmediğim kadar güzel bir haftasonu’’ koymayı da ihmal etmedim.
Gel gelelim bu kadar güzel dinlenmeden keyifden sonra hayatımda ilk kez yararlanacağım 9 gün tatil ilan edilmiş bayram haftasına varmak üzere ilk çalışma günümde masama düşen proje ile gece yarılarına, hafta sonlarına ve bayram tatillerine kadar çalışacağımı nereden bilebilirdim ki. Uzun lafın kısası bütün haftam ve cumartesim geç saatlere kadar çalışarak geçti. Bir de bu haftanın tam da ortasında aldığım üzücü bir vefat haberi ile çalışmaktan arta kalan duygularımda buruk ve endişeli geçti. Öyle ki nerdeyse mutsuz bir hafta geçirdim. Continue reading ‘Keyif Kekim’
Bana bir masal anlat bugun avunmaya ihtiyacım var. İçinde hiçbir acının sonsuza dek sürmediği, masal da olsa birşeyler anlat bana avut beni. Ne olur bir gün yaşarken gözlerimi kapasam, hayat kendiliğinden aksa gitse ama ben bir masal dinlesem? Sanki kulağımda hep duymak istediğim bir müzik, trafik var hatta karmaşa… En çok ilahi adaleti anlatsan bana, sevgi reddi hastalığına kapılmış etrafımda herkes ama ben gözümü kapatsam o müziğe dalsam.. Müzik benim masalım olsa keşke…Ne olur ki kendimi birgun kandırsam? Sadece bir gün guzel seyler duymaya ihtiyacım var. Masal bittiğinde nerede olduğumun önemi yok aslında, biteceğini bilsem de bir hayal ülkesinde, bir peri masalının ortasındaki şatoda duymak istediklerimi duysam ne olur ki?
Sahte gözlerini üzerime dikmiş herkesi kovsan, üç kişi alsan yanıma anlattığın masala, bir prenses, masalın bir simgesi bir de küçük duygu… Dört kişi olsak bu masalda, onlar da bilmese masal olduğunu, sadece ben versem, onlar alsa sormadan, görmeden, işitmeden. Kocaman kalabalıklar içinde, çoğaldıkça kalabalıklar, nasıl da yalnızlaştığımı ne kadar sevdiğimi anlatsam onlara. İnsan kanser olduğunda hastalıklı olan organını söküp atamaz ya vücudundan, işte aynı bir kanser hastası gibi vücudumu saran bu illetten kurtulabilmek adına ardımda bıraktığımın onlar olduğunu anlatan br masal dinletebilir misin bana? Sahi dinleseler o zaman anlarlar mı beni? Continue reading ‘Masal bu ya’
Yorumlar