Arşiv: 'Kurabiye Öyküleri' Kategorisi

Kış

ikirenklikurabiye3.jpg

 

Bahçemizdeki gül ağacından anlıyorum bu sene baharın birtürlü gelmediğini. Geçen sene Hıdrellez için dileklerimi asabildiğim gül ağacı bu sene tohumlarını geçen hafta verdi yüzlerini ise bu sabah ilk kez görebildim. Hala işe giderken sabahları üşüyor öğlene doğru ancak ısınabiliyorum. Henüz çimleye yalınayak basamadım, yol kenarlarında da papatya göremedim ama mayıs ayının ortasına geldik diye hayretler ediyorum. Doğumgünümde okul kırıp İstanbul’da havuza girdiğim günleri düşününce de bu sene havalarda bir terslik olduğunu gün gün yaşıyorum.

 

‘Kış’ öyküsünün devamı »»»

Buralardayım…

prensestaci.jpg

Bugünlerde kendimi duygularımı aldırmış gibi hissediyorum. Görüyor duyuyor yaşıyor ağlıyor gülüyorum ama sanki hepsi bittiğinde geçip gidiyor beni terk ediyormuş gibi…

Yazdıklarımı okuyorum çokça ama sanki bunları ben yazmamışım gibi…

‘Buralardayım…’ öyküsünün devamı »»»

Zamanda Geriye

findiklikurabiye.jpg

Yaklaşık beş haftadır cumartesi günleri akşama kadar çalıştım. Altı gün çalıştıktan sonra insan pazar günü ne yapacağını şaşırıyor doğal olarak. Biraz uyuyayım derse hafta sonu kahvaltısını, haydi fotoğraf makinesi ile deniz kenarına dersem de uykuyu kaçırıyor insan. Metabolizmanın istediği doğal dinlenme ile ruhun istediği tatmin sırada beklerken evde miskinlik yapayım, giymediğim kazaklarımı ayırıp ihtiyacı olan birine vereyim ya da dayımı özledim bir kahve içmeye gideyim gibi istekler de sıralanıp sıralanıp bekliyorlar ardımda. 

 

‘Zamanda Geriye’ öyküsünün devamı »»»

Rüyadaki Ayrıntı


Kapkaranlık gecenin ortasında, göremediklerimi tarif edebileceğim tek şeydi benim için. Ucu bucağı olmayan bir çölde mi yoksa gökyüzüne yakın kocaman bir dağın tepesindemi oluğumu anlayabileceğim tek şey… Uzaktaydı ama can’ım kadar da yakındı bana, üstelik öyle de güzeldi ki. Duyar duymaz anladım evimin hemen dibindeki deniz kenarında hem de senelerin yavaş yavaş yıkıp harabeye döndürdüğü iskelenin son kalan parçasıın üzerinde olduğumu. Poyrazı hissedemeyecek kadar üşüyor, ayağımın dibindeki kumlara yabancı kalacak kadar yaşlanmıştım oysa, sanki yıllar öncesinde de aynı yerde hiç durmamışım gibi… Uzandım ve sırtüstü yere yattım.

‘Rüyadaki Ayrıntı’ öyküsünün devamı »»»

Terk, Tango ve İsyan…


Bugünlerde kendimi hep ‘’neden?’’ sorusu ile başbaşa buluyorum. Belki de bir balerinin parmakucundaki gibi dengede tutamadığım hayatıma bir bahane, bir suçlu arayıp özümü rahatlatmaya çalışıyorumdur kimbilir. Hayat boyu hep korktuğumuz ve gündemde tuttuğumuz şeylerin karşımıza çıktığını kanıtlayan öğretileri okumuş, dinlemiş kafa yormuşuzdur. İşte benim de hayatımda hep aynı şeylerin başıma gelmesi tek ama tek bu açıklama ile netleşebilir. Kaderin rüzgar olup dalından koparıp başka mevsimlere sürüklediği bir yaprağa dönen yaşantılarımızda, yönümüzü değiştirebilmemizi sağlayan tek şey gücümüz iken, gücümüzü nasıl da bu kadar çabuk tükettik bilmiyorum.

‘Terk, Tango ve İsyan…’ öyküsünün devamı »»»

Yaşayan Evler


Hayatta bazen o kadar çok şey değişiyor ki, istesek de, eski faktörlerin hepsini biraraya getirsek de o tadı alamıyoruz malesef. Aranızda anneannede ya da babaannede bayram sabahı eksiksiz olarak tplanıp, hala eski tadı alanınız var mı yoksa? Oysa biz artık bayram sabahları bile bir araya gelemiyoruz.

‘Yaşayan Evler’ öyküsünün devamı »»»

Herkese bol fotoğraflı mutlu bayramlar!


Bir 36’lık film takardık makinelerimize, ve bu sayede büyüklerimzden şanslı sayardık kendimizi çoluk çocuk arabaya doluşup fotoğrafçıya gitmek zorunda kalmadığımız için. Teknoloji hayatımızı güzelleştirip bize zaman kazandırıyor derdik böyle anlarda, ama nelerden uzaklaştırıyor, koparıyor haddini de hesabını da yapamamıştık henüz.

Annemin ablası ve kuzeni ile upuzun saçlarını tarayıp, hatta belki de ütüleyip fotoğrafçıda çektirdiği siyah beyaz fotoğrafındaki özen, benim mini mini bir kız iken, ve pek tabiki kıyafetim pembe iken bayram sabahları evimizin salonunda çektirdiğim fotoğraftaki özen arasında hiçbir fark yoktu. Çünkü bayram sabahlarını özel kılmak isteyen babam, bayram namazından sonra aldığı sıcacık ekmeği peynir ve yumurta ile bize yedirdikten sonra önce radyoyu açar, Barış Manço’nun ‘’Bugün bayram erken kalkın çocuklar’’ şarkısı eşliğinde anneme bayramlıklarımızı giydirmemizi rica eder ardından abimle benim boy boy fotoğraflarımızı çekerdi. Gün herhangi bir gün değildi bayramdı çünkü. Şehir dışına çıkmak için fırsat kollanmadığı, ziyaretlerin zorunluluk görünmediği, cici kıyafetlerin giyilip ‘’kutlandığı’’ bir gündü ki o metalik gri ince makinemiz çekmeceden çıkardı ve bizi ölümsüzleştirirdi.

‘Herkese bol fotoğraflı mutlu bayramlar!’ öyküsünün devamı »»»

Papatya Dünya Kitap Oldu!

‘’Tadı yüreğinde kalmak…

Günler, aylar, yıllar geçti.. Büyüdüm, kendi mutfağıma kavuştum, tıpkı kendi işime, kendi evime, kendi evliliğime kavuştuğum gibi..

Geçmişe bir dönüp baktım, neşeli, hüzünlü günlere… Ne kadar anlamlı, ne kadar farklı şu günlerden. Farklı olan nedir diye düşündüm.. Yarı siyah beyaz, yarı renkli bir çok hatıranın yanı sıra, geçmişin, yani bu kitaba konu olan her satırın bambaşka bir büyüsü vardı sanki..

Tadı yüreğimde kalan bu anları, anılarımda saklandığı yerden çıkarmak, paylaşmak istedim. Çünkü her yemeğin ufak da olsa bir öyküsü vardır. Yoksa oyun aralarında yediğimiz salçalı ekmeğe nasıl kocaman bir çocukluk sığdırabilirdik ki?

Paylaşırken sizlerinde bana bu öyküleri yazdıran tatları almanız için tariflerini de iliştirdim her öykünün sonuna. Çünkü öyküler yemeğin üzerindeki sos gibidir. Bir evvelkini hatırlamadığımız, bir sonrakini hayal etmediğimiz yemekler hep bir tadı eksik kalan sofra gibidir.

Öyküler mi tariflere, tarifler mi öykülere sos olur orasını bilemem ama ben bütün bunları sizlerle paylaşabilmiş olmaktan dolayı çok mutluyum..

Umarım sizler de yaşamış olduğunuz o yıllara bir porsiyoncuk olsun döner, öyküler ile o yılların tadını yüreğinizde, tarifler ile damağınızda hissedersiniz..’’

Dun akşam üzeri DNR’da acaba ben kitabımı hangi rafta goreceğim, ne hissedeceğim diye hayaller kurarken yayınevimden sevgili Asya’nn telefonu ile rüyalarımdan gerçek dünyaya döndüm. Kitap çıkmıştı ve Asya’nın elindeydi ve beni bekliyordu. Dun akşamdan beri de elimde, hem de tarifi imkansız duygular ile birlikte..

Yazdım, pişirdim, resimlerini çektim. Tanıdığım en yetenekli tasarımcı, sevgili arkadaşım Simge bu muhteşem kapağı tasarladı. Şimdi papatya dunya internette değil akşam hemen yatmadan başucunuzda, sevdiklerinize sımsıcak öyküler okumak, anlatma için.

Yazmak için kitabın rafta olduğunu görmek gerekiyordu ama daha fazla bekleyemedim, şu an dağıtımda, önümüzdeki hafta içi internet dışında kitapçılarda da raflarda olacak. Kitabın resmi sitesi Bir Porsiyon Öykü‘de açıldı, güncellenmeye devam ediyor.

‘’Annem Pazar günleri hep cevizli üzümlü kurabiye yapardı bana’’ diye başlayan bir öyküye değil, kocaman bir kitaba eşlik etsin diye anne kurabiyesinin tarifi de burada, ve kurabiye de hemen kitabımın yanında…..

Malzemeler;

1 paket da sıcaklığında tereyağ
2 adet yumurta
1 su bardağı şeker
2 su bardağı yoğurt
6 su bardağı un
1 paket kabartma tozu
1 su bardağı ceviz
1 su bardağı kuru üzüm
Üzerine serpmek için pudra şekeri

Hazırlanışı;

Fırını 180 dereceye ayarlayın. Ceviz ve üzüm hariç bütün malzemelerden kurabiye hamurunu elde edin. Ceviz ve üzümü de ekleyip yoğurup parça parça kopararak şekil vermeden yağlı kağıt derili fırın tepsizine dizin. 180 derece fırında 15 dakika pembeleşene kadar pişirin. Üzerine pudra şekeri serpiştirerek servis edin.

Tatildeyim


Bu hafta yazın kullanamadığım yıllık iznimden bir hafta kullandım. Farkettim ki 10 yıllık çalışma hayatımda izinlerimi hep tatile gitmek, birinin birşeyi için koşturmak ya da en basitinden birşeyleri halletmek için kullanmışım. Bazı izinlerimi tatille gitmek için yarısı bavul hazırlayıp, ve gelince bavul yerleştirerek, geri kalan yarısının da bir bölümünü yollarda harcadım. Bazı tatillerimi de yazlıkta geçirdim, ama onlarda da yine bir koşturmaca, bir telaşla geçti günlerim.

Hayatımda ilk kez tatildeyim, evdeyim, cebim belli zamanlar dışında kapalı, MSN açmıyorum maillerime günde sadece 1 kez bakıyorum. Sabahlarımı TRT’nin türk filmlerine adadım. Şanslıyım ki hava 2 gündür de yağmurluydu ve ben battaniyem dizlerimde elimde çayım Türkan Şoray’ın Kara Gözlüm filmini bekledim. Hep hafta sonu ya da hafta içi akşam yürüyüş yaptığım deniz kenarım hafta içi misafirlerini evine göndermiş ev sahibi gibi beni bekliyor.Uzun uzun yürüyüp sonra bir banka oturup gazete okuyorum. Boğazı hiç bu kadar bana ait hissetmemiştim.

Yürüyüş sonrası asansörden itibaren kokusunu duyduğum güzel evime gelip kahvemi hazırlıyorum. Acaba 10 sene evvel bugün nereeydim ne yapıyordum, 10 sene sonra nerde olmayı hayal ediyrordum diyip bugünüme ve bulunduğum yere şükür ediyorum. Birtek annemi özlüyorum kahvemi içerken.

Kahveden sonra yazmaya başlıyorum. Ne hissettiğimi, ne yaşadığımı anlatmak, paylaşmak, paylaştıkça da büyümek için. Marketten aldığım ‘’Kış’’ çayını demleyip geçiyorum kağıdımın kalemimin başına. Kış mevsimleri daha mı keyifli acaba? Ama bir bakıyorum hava kararmış akşam olmuş. Sanki dün yaşamamışım gibi heyecanla eşmin gelmesini bekliyorum birlikte gece yarısına kadar sarılıp Friends izlemek ve Joey’e bininci kez gülmek için. Bugünlerde sadece gülmek istiyoruz, sebepsizce gülmek..

Gece oluyor, yatağıma yatıp kitabımı açıyorum. Aklımda ertesi günün heyecanı var neyi sığdırsam, nasıl daha doyursam günlerimi diye. Doğduğum apartmana gitmeye niyetleniyorum kendi kendime nerede kaldığımı bulabilmek için.

Evlendiğimden beri işten arta kalan zamanlarında ilgilenebildiğim evimle doya doya ilginyorum. Bazen takıntılı ruhuma iyi gelsin diye kazakları renklerine ve boylarına göre düzenliyor, bazen de bu kadar huzurlu ve mutlu ve uzak olsam da özlediğim arkadaşlarıma hediye cookieler yapıyorum beni ansınlar diye.

Malzemeler;

½ su bardağı tozşeker
200 gr oda sıcaklığında tereyağ
1 adet büyük yumurta
2 yemek kaşığı nutella
2 su bardağı un
1 paket kabartma tozu
1 paket vanilya
Damla çikolata

Hazırlanışı;

1-Fırın ısınızı 175 dereceye getirin
2-Tereyağ ile şekeri mikser ile iyice karıştırın.
3-Yumurtayı ekleip karıştırın.
4-Nutellayı da ekleyip iyice karıştırın.
5-Ayrı bir kapta un, kabatma tozu ve vanilyayı karıştırın.
6-Az önceki karışıma eleyerek ekleyin ve yoğuruup krabiye hamurunu elde edin.
7-Elinizle şekil verip damla çikolata ile süsyleyin.
8-175 derecde 15-18 dakika pişirin.

Mini mini diyet kurabiyelerim


Michel Fugain’den Cest Un Beau Roman’dır benim en sevdiğim fransızca şarkı. Ben bu kadar Paris aşkına rağmen fransızca bilmiyorum, ama bugüne kadar fransızca bilen tek kişi bile bu sözleri anlayabileceğim bir dile çevirmemiştir benim için. 70 li yıllarda Avrupa’nın popüler şarkılarına Türkçe söz yazıp plak yapma popülasyonundan bu şarkı da payını almış ‘’Hani aşk herşeye kadirdi, sevenler mutlu olurdu’’ diye hislerimce orjinali ile bağlantısı olmayan sözlerle günümüzün ablalarının veyahut annelerinin zihinlerinde yer etmiştir. Bende yer eden tarafı ise Paris sokakları olmuştu.1 saatlik uçak yolculuğunun ardından yarım saate yakın tren, oradan da yine yarım saati aşan metro yolculuğundan sonra o büyülü kenti ilk gördüğümde kendimi hep aynı TV kanalında, aynı filmin aynı karesine defalarca rastlamışım gibi tanıdık ve benden hissetmiştim. Sahi bir filmin sürekli aynı sahnesine rastayıp gerisini bir türlü izleyemediğiniz olur mu hiç? Yıllarca okuduğum kitaplardan, biriktirdiğim resimlerden ve dinlediğim hikayelerden harmanladığım her ince ayrıntı eksiksiz olarak karşımda duruyor ve benim pek tabiki de zihnimin fon müziği olarak Michel Fugain’den Cest Un Beau çalıyordu. Çünkü ben senelerce bu şarkı ile kucaklaşmak istemiştim Paris ile.

Şimdi yılın en sevdiğim mevsiminin en sevmediğim bölümü olan ‘’Pastırma Yazı’’ ‘nın bilmem kaçıncı tekrarını yaşıyor ve yaşayacakken, mutfağımda üst rafların arka taraflarına kaldırdığım bütün bitki, meyve çaylarımı indirdim. Kendime ‘’Huzur’’ isimli çayı yaptım ve yazmaya başladım. Bu ev, bu oda ve ‘’ben’’ bugün bana işte o Paris’in bildik ve hakkında senelerce beklenmişlik tadını çok kez yaşatıyor. Ve ben her gün giderek daha fazla yabancılaşan ama yalnızlaşmayan hayatımda ruhuma saplanmış bütün bıçakları tek tek çıkarıp sarabildim. Bunca yazdıklarımdan ve paylaştığım iç dünyamdan ötürü hepiniz beni bıkkın, yılmış ve üzgün bir kadın gibi tasvir ettiniz zihinlerinizde. Oysa ben ruhumu içine sığdırdığım et ve kemik bedenime ek olarak taşmış birsürü bardağı içine sığdırmaya çalışan ve hayatın biraz da zamansız ve tartısız sunduğu o bardağın boş tarafını doldurmak için grileri anlatan biri oluverdim sadece. Yinede, bunca şeye rağmen, bunları okumayan kimse anlayamadı benim çocuk yüzümün arkasındakini. O yüzden her zaman bir adım avantajlı ve daha güçlü oldum kimi ruhtan.

Onca yazıdan ve onca paylaşımdan sonra, üzerime bir dondurucu sprey sıkılmış gibi ağır ve donuğum bugünlerde. Sanki o kadar şeyi ben anlatmamışım, ya da biri gelmiş beni kaldığım yere geri götürüp bugünümü durdurmuş gibi. Evet zaman durmuş ve benim için geriye doğru işliyormuş gibi.

Sevgili dostlar. Aranızda tüm bu gelgitleri yerine birkaç kilo fazlası ile savaşan varsa, pastanede gördüklerini evde de yapmaya çalışan bir delinin diyet bölümüne takılmış bir üzümlü kepekli kurabiyenin tarifini sizlerle paylaşabilirim. Huzur çayı ile mükemmel gidiyor tavsiye ederim.

Malzemeler;

2/3 çay bardağı erimiş tereyağ
2/3 çay bardağı üzüm pekmezi
1 yumurta
2 su bardağı tam buğday unu
1 su bardağı kepek
1 paket kabartma tozu
1 çay kaşığı deniz tuzu
1 .ay bardağı kuru üzüm
Tarçın

Hazırlanışı;

1-Fırın ısısını 160 derecey getirin.
2-Tereyağ yumurta ve pekmezi çırpın.
3-Ayrı bir kapta buğday unu, kepeğin yarısı, kabartma tozu ve tuzu karıştırın.
4-Tüm malzemeleri ve kuru üzümü de karıştırıp kurabiye hamuru elde edin.
5-Şekillendiriğ kepeğe batırın.
6-160 derecde 15-20 dakika üzeri çatlayana kadar pişirin.
7-Sıcakken üzerine tarçın serpin