
İstanbul’da geçen hafta Perşembe gününden beri devam eden ağır lodos beni kefal balıklarından da kötü duruma düşürdü. Zaten ufacık lodosta bazen yataklara düşecek kadar ağrıyan başım bu sefer baş dönmesi ile birleşip bütün hafta sonumu ve yeni hafta başımı esir aldı. Bedenimde kalan son enerjiyi de geçen hafta cumartesi gecesi Ahırkapı’daki Hıdrellez Şenlikleri’nde geçirdiğim eğlenceli saatlerde tükettim. 10 yıldır araba kullanan, İstanbul’un hemen her yerindeki ara sokakları bile ezbere bilen ben, dün hayatımda ilk defa ofise dönüş yolumda tam 3 kez kayboldum. İlk ikisinde kendimi alakasız yerlerde buldum, üçüncüsünde ise hani rüyalarımızda bir yerlere yetişmeye çalışırız ama sürekli bir şey çıkar ve gidemeyiz ya, aynen onun gibi sokaklarda dolanıp dolanıp aynı Cafe’nin önüne çıktım. Akşam eve dönmek için ofisten çıktığımda ise sadece kendimi eve götürebilecek kadar enerjim vardı, onu da yolda harcadım ve tükendim. Bu sabah kalktığımda ise hava düzelmiş, ben dün akşam kendimi bir şarj aleti ile enerji kaynağına bağlanıp depomu doldurmuşum gibi hızla kalktım. Biliyorum dedim evden çıkarken hava düzelmiş! Yolda gelirken denizin rengi olması gerektiği gibi mavi, ben 3 metreden sonrasını buğulu değil net görebiliyorum, ellerimdeki ve alnımdaki nem kabarcıkları kaybolmuş, omuzlarımdaki o garip ağırlık kalkmış ve ben bomba gibiyim. Yolda eşim bu durumu mutluluk ve beklenti çıtalarımı daraltıp, ufak şeylerde enerji yaratmaya çalıştığım şeklinde yorumladı.
Ben de ofise geldiğimden beri ‘’Karşı Kıyı’’dan içimi hoplatan ezgiler dinleyip öğlen çıkacağım yürüyüş için sabırsızlanıyorum. Hava böyle güzel olunca benim de aklıma hep olumlu şeyler geliyor. Sigarayı bıraktıktan aldığım kiloları verebilmek adına 2 aydır doktor kontrolünde yaptığım diyetin olumlu sonuçları, sabah giydiğim ve bol gelen pantolonum, 1 ay sonra diyetim bittikten sonra deneyeceğim tariflerin listesi gibi şeyler sürekli aklımda. Bu sürede de denediğim ya da uydurduğum kalorisi düşük tariflerle besleniyorum. İşte aşağıda tarifini vereceğim salata da bunlardan bir tanesi. Hem tarif karşı kıyıdan yani Yunanistan’dan hem de benim şu sıralar uyguladığım beslenme programına birebir uyduğu için tam da ruh halimi anlatan bir tarif. Kendisini daha önce hiç yemedim bu yüzden evet tam da Yunan salatası gibi olmuş diyemem, ama şimdiye kadar yediğim salataların en güzellerinden diyebilirim. Açıkçası sarımsağın salataya bu kadar yakışacağını tahmin edememiştim, ben bu Yunan mutfağını seviyorum yaaa.. Sevgili Papatyacığım senden uzun uzun yorum bekliyorum bu salataya elbet şunu ekleyelim bunu çıkaralım diye bir fikrin vardır oralardan.
(Not: Tarif Dimet yayınlarından Dünya Mutfakları isimli kitaptan)
Malzemeler,
Salata için ;
1 adet marul
1 adet Şerit doğranmış kırmızıbiber
1 adet Şerit doğranmış yeşil biber
2 Küp doğranmış domates
2 Küp doğranmış salatalık
1 Piyazlık doğranmış kırmızı soğan
Sosu için;
Yarım demet ince kıyılmış maydanoz
Yarım demet ince kıyılmış taze nane
4 yemek kaşığı zeytinyağı
Yarım limon suyu
2 diş rendelenmiş sarımsak
Süslemek için,
Beyaz peynir
Dilim zeytin
Kıtır ekmek
Hazırlanışı;
1-Salata için marul, kırmızıbiber, yeşilbiber, domates salatalık ve soğanı doğrayıp karıştırın.
2- Sos için maydanoz, taze nane, zeytinyağı limon suyu ve sarımsağı iyice karıştırın ve salataya dökün
3-Süslemek için küp kesilmiş beyaz peynir, dilim zeytin ve kıtır ekmek ekleyip afiyetle yiyin.

Mevsimleri yemeklerle özdeşleştirmek ne güzel değil mi? Havalar ısınıp üst kata çıktığımızda, ya da daha da ısınıp yazlığa gittiğimizde yediğimiz balığın yanındaki salatalarımız da evrim geçirir. Herhalde baharın verdiği enerji ile bütün bir kış fırında hamsi yanında kıvırcığın içine doğradığımız domatesin yerini nefis yeşillikler alır. Gözümüz gönlümüz açılsın diye sofralar daha bir özenle süslenir. Sevgili annemin, bütün aile eşrafının balık sevenleri ve kendi arkadaş gurubunca çok sevilen, adı ve tadı annem ile özdeşleşmiş yemekleri arasında börülce bunlardan biridir. Nisan ayında terastaki güller yaprak açar ve rüzgar açılmış kırmızı, pembe ve beyaz gül yapraklarının hepsini halı gibi yere serer. İşte annem bu yaprakların döküldüğü günlerde onları süpürmez, üzerindeki masada çeşit çeşit yemekler hazırlar. Benim her gördüğümde ‘’Bahçelerde börülceeee, oynar gelin görümceee’’ diye içimden göbek atasım geldiği bu salata da içimdeki enerjinin ifadelerinden biri oldu. Fener’de bir balıkçıda içine sarımsak da konulduğunu fark ettiğimiz börülce de gün batımında barbeküdeki balıkların pişmesini beklerken burnumuza gelen dereotu kokusunun hatırlatıcısı sanki. Bu aralar havalar güzel gidiyor, ama hava henuz akşam vakitleri rahat rahat açıkhavada yemek yiyecek kadar ılınmadı, ben de havaların ılınıp balık ve börülce kokmasını sabırsızlıkla bekliyorum.
Annem bu börülceleri haşlayıp ve porsiyonluk paketleyip buzluğuma koyuyor. (Onun buzluğuma koydukları olmasa ben ne yapardım bilmiyorum). Ben de buzluktan çıkardıktan sonra karnar sudan geçirip salatayı hazırlıyorum.
Notlar;
1-Eğer börülceleri akşamdan kaynar sudan geçirip zeytinyağ, limonsarımdak ve tuza yatırır, taze otları ertesi gün servis ederken doğrarsanız tadı daha bir güzel oluyor.
2-Malzemedeki maysonoz ve dereotunun çokluğu sizi korkutmasın, taze otların bolluğu bu salataya lezzet katıyor.
Malzemeler;
Yarım kilo haşlanmış taze börülce
1 demet maydonoz
1 demet dereotu
5-6 sap taze soğan
½ su bardağı zeytinyağ
1 adet limon suyu
2 diş sarımsak
Tuz
Hazırlanışı;
1-Börülceleri kaynar suya atıp çok bekletmeden 2-3 dakika sonra suyunu iyice süzdürün.
2.Limon, zeytinyağ, tuz ve sarımsak ekleyip iyice karıştırın.
3- Maydonoz, dereoto ve taze soğanı ine ince doğrayıp ekleyin.

Dün radyoda bir psikolog depresyon konusunu incelerken ‘’Eğer İstanbul’da yaşıyor ve hergün işe gidiyor iseniz, iş hayatınızın, özel hayatınızın ya da evliliğinizin kötü gitmesi gerekmiyor, günlük trafik zaten sizi depresyona sokuyor’’ dedi. Benim gibi depresyonuna sebep arayan ama bulamayan insanlar için gayet tatmin edici bir açıklama oldu bence Eğer İstanbul’da yaşıyorsanız güne 1-0 yenik başlıyorsunuz zaten, işe henüz varamadan gülük enrjinizin 1/3 ünü kaybediyor, sabır düzeyinizin yarılarına kadar geliyor, ve endişe sınırınızın sabah sabah farkına varaviliyorsunuz. Dönüş trafiğini de ele alırsanız 8 saatlik çalışma temposu için 24 saatlik yaşam diliminizden ve ömrünüzden neler verdiğinizi görmek yedeklediğiniz sabrınızı da bitiriyor. Tüm bunlara karşın trafiği olmayan ülkelerde yaşayan insanların ne kadar şanslı olduğunu düşünüp hayallenebilirsiniz. Aynen tarif ettiğim gibi trafik olmayan, korna sesi duyamadığım bir ülkede yaşayan kuzenim bugünlerde hepimizin sahip olsa havalara uçacağı şartları dahi göremeyecek kadar mutsuz ve gergin. Kuzenim tezini teslim etmesi için gereken krediyi tamamlattıracak dersten geçen dönem bir talihsizlik sonucu kaldı. Bu ona bir dahaki sinav dönemine kadar olan 6 ayık dönemi tekrar çalışmak için ne yazıkki kaybettirdi. Ne yazıkki diyorum çünkü sevgilisini İstanbul’da bırakan kuzenim içim geçmek bilmeyen günler ardı ardına eklenmeye başladı. İlişkilerde gidişhatın belirsizliğinin ne kadar zor olduğunu anlayan biri olarak bu dönemde yanında olmaya çalışıyorum elbette. Fakat yarın gireceği sınav için günlerdir çalışan, ve bugün de tüm gerginliği ile zaman geçiren kuzenimi motive etmek bugün mümkün olmuyor ne yazıkki. Birlikte bilmediğimiz bir ülkenin bilmediğimiz bir şehrinin bilmediğimiz sokaklarında fotoğraf çekerken aldığımız keyfi hatırlatmak adına önümüzdeki hafta burada olduğunda hafta içi bir gün fotoğraf makinemiz ile İstanbul’u fotoğraflamayı teklif ettim. Fakat bununla bile kendine gelmeyen kuzenimin genetik şifresi gereği motive edecek şeyi sanırım buldum.Hafta sonu kuzenimin annemde yediği ve çok sevdiği için Türkiye’ye gelişinde onun için yaptığım bir salatayı yaptım. Bu salataya yazacak bir şeyler ararken bu satırlar aklıma geldi. Ben bu salataya ‘’Jamil Salata’’ ismini taktım. Yarın saat 11:00 de sınava girecek kuzenime edeceğimiz duaların yanında geçen sene eşim ile seyredip çok etkilendiğimiz bir belgesel olan ‘’Ne biliyoruz ki’’ ‘den öğrendiklerimi de tekrar edeceğim. Fizik kurallarına göre benzer şeyler benzer şeyleri çeker. Pozitif şeylerin olmasını istiyor isek pozitif düşünmeliyiz. Ben kuzenimin sınavının yarın çok iyi geçeceğine inanıyor, kendisine buradan bildiğim bütün duaları, çakraları, reikileri, pozitif düşünceleri bu salata ile gönderiyorum.
Malzemeler;
300 gr tavuk göğüs
1 adet kıvırcık salata
1 avuç iri kıyılmış ceviz
3 yemek kaşığı yoğurt
2 yemek kaşığı mayonez
1 diş sarımdak
Tuz
Karabiber
Tavukları sıcak suda iyice haşlayıp etleri ince ince didikleyelim. Kıvıcık salatayı çok ince şeritler halinde doğrayıp didilmiş tavuk ile karıştıralım. Bu karışıma tuz, sarımdak, karabiber ve ceviz ekleyelim. 3 yemek kaşığı yoğurdu karışıma ekleyip karışım toparlanana kadar karıştıralım. En son mayonezi ekleyelim.(Mayonezi ben de sevmiyorum ama bazı yoğurtlu salatalara çok lezet veriyor. Yine de siz mayonez eklemek istemez iseniz 1 yemek kaşığı yoğurt daha ekleyebilirsiniz). Üzerini taze otlarla süsleyebilirsiniz.

Bu aralar düşünüyorum ki insan hayatta en az iki kisi birden oluyor. Öğrenci iken çalışan biri olmak, çalışırken evli biri olmak, anneyken eş olmak gibi. Ben de farkettim ki 10 yıldır hiç tek bir kişi olamamışım. Üniversitedeyken dersten çıktığımda arkadaşlarım eve gidip anneleri ile çay içip akşamüzeri kanapede şekerleme yaparken, ben koştur koştur işe yetişmek zorunda kaliyordum. Ve kendim için seçtiğim bu tempo bu güne kadar eş olmak, kardeş olmak, evlat olmak gibi birsürü şeyle beslenince bu hafta içi herkese aynı düşümü anlatıp durdum. Kar yağıp okula gidemediğimiz o 2 gün gibi değil dedim. Hatta feda edip evde ve İstanbulda gezerek geçirdiğim yıllık izinlerimden 1 hafta bile değil. 2 ya da 3 ay istifa etsem herşeyden, bir sabah hiç uyanmasam akşama kadar.Ertesi sabah erkenden kalkıp boğaza fotoğraf çekmeye insem. Akşam üzerine doğru da bir kitap alıp küçük bir cafede eşimle buluşmayı beklesem. Bir sonraki gün birsürü kişiyi çaya çağırsam eve. Bir gün evde sabahtan akşama türk filmi izlesem, ve bir gün de Eminönü’nden incik boncuk toplasam sokak sokak. Sonra o içinde büyüdüğüm ama vakit ayıramadığım semt pazarları…Elim kolum patates ve çorap dolu gelsem eve.. Ve tüm bunları kurarken en son ne zaman tek kişi olduğum aklıma geldi. Ortaokulda iken, ders bitip eve geldiğimde camının önünde iki küçük koltuğu olan mutfağımızda annemle çay içerdik. Ve ben çok zaman kısır isterdim annemden. Çantamı yerleştirip ödevlerime bakıp TV’de Türk filmleri başladığı vakitlere denk bir öğleden sonrası uykusu çekerdim. Annem teyzem ile birlikte kısır hazırlayıp çayı demlediğinde beni uyandırırlardı.Hava kararıp da babaların eve gelme vaktindeki yemek telaşı sinyalleri gelene kadar da hiç unutamayacağım kadar huzur kokan sohbetler eşliğinde kısır yiyip çay içerdik. İşte bugün de böyle bir günün özlemi ile kısır yaptım. Tabi tek başıma yediğim için bu tadı alamadım malesef. Ama yine de o bazı yemeklerin damaklarımıza değdiği ilk andaki dejavu hissinin tarifi mümkün değildi.
Malzemeler;
2 su bardağı köftelik ince bulgur
1.5 litre kaynamış su
1 yemek kaşığı salça
1 çay bardağı zeytinyağ
Yarım limonun suyu
1 yemek kaşığı nar ekşisi
Pulbiber, tuz
Taze soğan
Maydonoz
Salatalık
Tarifi;
Bulgurları derince bir kabın üzerine oturttuğunuz tel süzgecin içine alın. Kaynayan suyu bulgurların üzerine dökün, süzülen suyu tekrar bulgurların üzerine dökün. Bu işlemi 3-4 kere tekrarladınktan sonra bulguru bir tencereye koyup kapağını kapatıp 20-25 dk.kabarmaya ve dinlenmeye bırakın.Bu arada taze soğan, salatalık ve maydonozu doğrayın. Kabaran bulgura zeytinyağı ve salçayı ekleyip rengini alana kadar iyice karıştırın. Limon suyu, nar ekşisi ve baharetları ekledikten sonra en son yeşillikleri ekleyip karıştırın ve ılıkken servis yapın. Ve o damağınızdaki ilk tadın size neler hatırlattığını bir düşünün…
İstanbul’a hala adamaakıllı kış gelmedi. Hala işe giderken kazağimin içine gömlek giyiyorum, çünkü öğlene doğru kazak fazla geliyor. Annemin geçen sene bana ördüğü renk renk atkıları takabilmek umudu ile her akşam yatmadan balkondan havayı kokluyorum acaba yarın soğuk olur mu diye. Penceremin önüne dizdiğim meleklerim ile birlikte içmek için aldığım sahlep, boza, hazır çorba gibi yağmur kar yağdığındaki pencere önü atıştırmalıklarım bana küsmüş bir şekilde dolabımda duruyorlar. Tüm bu şartlara rağmen havaların bu kadar iyi gitmesine aldırmayan metobolizmam ise avcı atalarımızdan öğrendiği üzere biyolojik evrim gereği kışı rahat ve sıcak geçirebilmek adına yağ depolama işlemini tamamladı. Bu da bana birkaç kilo fazlalık olarak geri döndü. Ben de haliyle hem besleme düzenimi dengelemek hem de bu fazlalıklarla savaşmak adına bu aralar sebze yemeklerine yöneldim. Geçen akşam annemde yediğim brokolinin tarifini hemen alıp kendime yaptım. Brokoli hem hazırlanmasının kolaylığı hem hazmının kolay olması hem de kanserle savaşma özelliği sebebi ile şu sıralar favori sebzem olarak dolabımda. Bu yüzden herkesin bu sebzeyi tüketme alışkanlığını kazanmasını dilerim.
Malzemeler;
- Arzu edilen miktarda brokoli
- Yoğurt
- Sarımsak
- Tuz
Tarifi.
Brokolileri çiçeklerinden teker teker ayırıp yıkadıktan sonra kaynayan tuzlu suda 10 dakika haşlayın. Bu süre sonunda brokolileri bir kevgir yardımı ile içinde buz olan suya aktarın ve buzlu suda da 10 dakika bekletin. Son olarak yine kevgir yardımı ile süzgece alıp sularını iyice süzdürün. En son tabağa aldığınız brokolinin üzerine sarımsaklı yoğurt ekleyip servis edin.

Bu aralar düşünüyorum ki insan hayatta en az iki kisi birden oluyor. Öğrenci iken çalışan biri olmak, çalışırken evli biri olmak, anneyken eş olmak gibi. Ben de farkettim ki 10 yıldır hiç tek bir kişi olamamışım. Üniversitedeyken dersten çıktığımda arkadaşlarım eve gidip anneleri ile çay içip akşamüzeri kanapede şekerleme yaparken, ben koştur koştur işe yetişmek zorunda kaliyordum. Ve kendim için seçtiğim bu tempo bu güne kadar eş olmak, kardeş olmak, evlat olmak gibi birsürü şeyle beslenince bu hafta içi herkese aynı düşümü anlatıp durdum. Kar yağıp okula gidemediğimiz o 2 gün gibi değil dedim. Hatta feda edip evde ve İstanbulda gezerek geçirdiğim yıllık izinlerimden 1 hafta bile değil. 2 ya da 3 ay istifa etsem herşeyden, bir sabah hiç uyanmasam akşama kadar.Ertesi sabah erkenden kalkıp boğaza fotoğraf çekmeye insem. Akşam üzerine doğru da bir kitap alıp küçük bir cafede eşimle buluşmayı beklesem. Bir sonraki gün birsürü kişiyi çaya çağırsam eve. Bir gün evde sabahtan akşama türk filmi izlesem, ve bir gün de Eminönü’nden incik boncuk toplasam sokak sokak. Sonra o içinde büyüdüğüm ama vakit ayıramadığım semt pazarları…Elim kolum patates ve çorap dolu gelsem eve..
Ve tüm bunları kurarken en son ne zaman tek kişi olduğum aklıma geldi. Ortaokulda iken, ders bitip eve geldiğimde camının önünde iki küçük koltuğu olan mutfağımızda annemle çay içerdik. Ve ben çok zaman kısır isterdim annemden. Çantamı yerleştirip ödevlerime bakıp TV’de Türk filmleri başladığı vakitlere denk bir öğleden sonrası uykusu çekerdim. Annem teyzem ile birlikte kısır hazırlayıp çayı demlediğinde beni uyandırırlardı.Hava kararıp da babaların eve gelme vaktindeki yemek telaşı sinyalleri gelene kadar da hiç unutamayacağım kadar huzur kokan sohbetler eşliğinde kısır yiyip çay içerdik.
İşte bugün de böyle bir günün özlemi ile kısır yaptım. Tabi tek başıma yediğim için bu tadı alamadım malesef. Ama yine de o bazı yemeklerin damaklarımıza değdiği ilk andaki dejavu hissinin tarifi mümkün değildi.
Malzemeler;
- 2 su bardağı köftelik ince bulgur
- 1.5 litre kaynamış su
- 1 yemek kaşığı salça
- 1 çay bardağı zeytinyağ
- Yarım limonun suyu
- 1 yemek kaşığı nar ekşisi
- Pulbiber, tuz
- Taze soğan
- Maydonoz
- Salatalık
Tarifi;
Bulgurları derince bir kabın üzerine oturttuğunuz tel süzgecin içine alın. Kaynayan suyu bulgurların üzerine dökün, süzülen suyu tekrar bulgurların üzerine dökün. Bu işlemi 3-4 kere tekrarladınktan sonra bulguru bir tencereye koyup kapağını kapatıp 20-25 dk.kabarmaya ve dinlenmeye bırakın.Bu arada taze soğan, salatalık ve maydonozu doğrayın. Kabaran bulgura zeytinyağı ve salçayı ekleyip rengini alana kadar iyice karıştırın. Limon suyu, nar ekşisi ve baharetları ekledikten sonra en son yeşillikleri ekleyip karıştırın ve ılıkken servis yapın. Ve o damağınızdaki ilk tadın size neler hatırlattığını bir düşünün…
YORUMLAR