Archive for the 'Tuzlu Öyküler' CategoryPage 2 of 2

Pamuk Teyze


Tramvayın çıkış merdivenlerini inerken fark ettim onu. Turnikelerin sadece çıkış için döndüğü, onun gibi birisi için fazlaca yüksek olan merdivenlerin yarısını kim bilir kaç dakikada kendi başına çıkmıştı. Üstelik elindeki 2 torbanın ağırlığında aldanmadan, kendi ağırlığının 50 katını gık demeden taşıyabilen bir karınca gibi. Önümdeki bir adam, arkamdaki bir kadın, ve göremediğim 2-3 kişi daha ona bağırarak yanlış merdivenleri çıktığını söylediler. Ama o yılların tıkadığı kulakları yüzünden aynı anda birçok kişinin söylediklerini anlayamamış, etrafa baktığı şaşkın gözlerinin altında kalan ömrünü sayılı kaçıncı nefesini boşa harcadığını düşünürcesine umutsuzluk vardı. Yanına gidip burasının yanlış merdivenler olduğunu, tramvaya binecekse bu merdivenleri inip karşıdaki merdivenleri çıkması gerektiğini söyledim. Hiç bir şey söylemeden uzun uzun yüzüme baktı. Anladım ki gideceği yerle sınırlı enerjisini boşa harcamıştı ve korkuyordu. Belkide nefes nefese kaldığı için konuşamamıştı bilmiyorum. Sen o torbaları bana ver biraz dinlen dedim. Boşta kalan elini dirseğimin hemen altına iliştirdiğinde yan yana takılmış biri sıralı diğeri tek taş olan evlilik yüzüklerini gördüm. Yüzükler o kadar ince işlenmişti ki, zamanında çok beyefendi biri olan eşinin o yüzükleri nasıl yaptırdığı, nasıl hediye ettiği, üzerinde nasıl bir kıyafet olabileceği bir bir gözümün önüne geldi. Elleri bembeyaz pamuk gibi, tırnakları çok düzgündü. Biraz vakit geçince nefesi rutine ulaştı ve derin bir nefes aldı. Nereye gideceksin dediğimde işte bu satırları bana yazdıracak, asla hafızamdan çıkmayacak Pamuk Teyze’nin hikâyesini dinledim. Torunu evleniyormuş, kızı Beşiktaş’ta oturuyormuş, o da gitmek istemiş ama çocukları biz seni gelip alamayız demişler. Pamuk Teyzem vazgeçer mi ben kendim gelirim demiş ama sen gelemezsin demişler. O da telefonu kapatmış ve yetersiz olmayı içine sindirememiş bir türlü. Torunum evleniyor giderim de dönerim de demiş ve bir hışım evinden çıkmış. Önce Eminönü’ne gelip torununun yeni evine hediyeler almış, sonra Tramvay ile Kabataş, oradan da otobüs ile Beşiktaş’a niyetlenmiş. Anlattıkları bitince elinden tutup merdivenleri indirdim, tramvay girişine kadar yürürken hep önüne baktı, seni taksiye bindireyim dedim istemedi, paran yoksa vereyim dedim onu da kabul etmedi. Turnikelere kadar tek tek merdivenleri çıktık. Ben geç kalırım diye acele etmeye çalıştıkça nefes nefese kesildi. En son Akbilini basamadı benden rica etti. Turnikeden geçirdim, paketlerini verdim ve hoşça kal dedim. Benim de Beşiktaş’a gideceğimi sandığını, bu yüzden yardımımı kabul ettiğini, şimdi gitmediğimi anlayınca da çok mahcup olduğunu söyledi ve gözleri doldu. Hiçbir şey diyemeden uzaklaştım.

Yeni Camii’nin önüne, en son 22 sene önce babamla gidip kuşlara atmak için yem satın aldığımız yere gidip var oluş sebebimiz olan, onlar olmasa zaten bu dünyada olamayacağımız annelerimizin haline ağladım. Bugün bin bir tane problemi dert edindiğim, ama kendi evladının ona gelme deyişine küsmeyip yine de yüzünde mağrur bir gülümseme ile aynadaki haline bile bakmadan yola çıkan Pamuk Teyze’nin umuduna ağladım. Yarın ne olacağımı bilmediğim, yolun sonuna yaklaştığım zaman da tek medet umacağım şey olan evlatlarımın bana ne yapacağını bilemeyişime ağladım. Hemen ardından gözyaşlarımı silip öğle kahvesi için sözleştiğim annemin yanına gidip ona uzun uzun sarıldım.

Üç yanlışın bir doğruyu götürdüğü şu hayatta, üç doğrunun bir yanlış yarattığı bana ait olan yaşamımda, beni terk eden tüm sevdiklerimin beni terk etmeseler, yaşattıkları sorunlara Pamuk Teyze kadar dik duramayacağımı anladım. Neyin hakkında nasıl bir hayır olduğunu gördüm. O yüzden bugün huzurluyum.

Bu pizza için neler yazacaktım, neler anlatacaktım unuttum gitti. 2 gündür aklımda sadece Pamuk Teyze var. Bu tarif benden ona hediye olsun.

MalzemelerHamuru için;

1 su bardağı yoğurt
1 yumurta
½ su bardağı zeytin yağı
1 tatlı kaşığı tuz
4-4.5 su bardağı tam buğday unu
1 paket kabartma tozu
1 paket kuru maya

İçi için;

4 adet domates
1 tatlı kaşığı salça
2-3 diş sarımsak
¼ kangal sucuk
1 kutu Mısır
150 gr. kaşar peyniri
3 yemek kaşığı dilim zeytin
4 adet Yeşil Biber
1 tatlı kaşığı kekik

1-Fırın ısısını 200 dereceye getirin
2-Yoğurt, yumurta, zeytinyağı, tuz, un, kabartma tozu ve mayadan yumuşak bir hamur elde edin.
3-Fırını kapatın, hamuru yağlanmış fırın tepsisine yayıp sıcak ama kapalı fırına sürün.
4-Hamur mayalanırken, iç malzemeleri için domatesleri rondodan geçirin.
5-Domates, salça ve sarımsağı karıştırarak içini sosu hazırlayın.
6-Sucuk ve zeytini dilimlerin, kaşarı rendeleyin.
7-30-40 dakika sonra mayalanan hamuru fırından alıp üzerine sosu sürün
8-Kaşarpeyniri hariç tüm malzemeyi yayıp kekik serpin ve fırına koyun
9-200 derecede 30 dakika pişirip, rende kaşarı ekleyin.
10-10-15 dakka daha pişirip çıkarın.

Yoksa ders çalışmayı seviyor muyum?


Liseyi bitirip üniversiteye başladığımda daha 1. sınıftayken nedense çalışmayı kafama koymuştum. Şu an bile sebebini anlayamadığım bir şekilde ailemden hayatım konusunda maddi destek almak bana ağır gelmiş, kendi ihtiyaçlarım için kendi paramı kazanmak için orada burada iş bakmaya başlamıştım. Beni karşısına alıp eğitimimin aileme karşı olan gururumdan daha önemli olduğunu anlatmak için saatlerce dil dökmesine karşı inadımı kıramayan annem belki başka yollardan ikna olurum diye bulduğum işlerde çalışmama izin vermedi. Orası küçük yer, bu iş olmaz, burasının yolu uzak diye beni 1 dönem oyalamayı başardı. Fakat abimin çalıştığı şirkette iş bulmam ile güven açısından öne sürecek bahanesi kalmayan annem bu teklifi kabul etmek zorunda kaldı. Çok büyük bir bilişim şirketinin yeni kurulan müşteri hizmetleri departmanında 5 kişiden biriydim ve shiftli çalışıyorduk. Sabahtan akşam üzerine, akşam üzerinden geceye ve geceden sabaha kadar 3 ayrı shiftten sabah okula gidip dersten çıkınca çalışabileceğim şift olan B shiftini seçmiş, gururla 9 da başlayan derslerime giriyor, 3 de dersten çıkıp shiftime gidiyor, 23:00‘de de shiftem çıkıp evime gidiyordum. İlk başlarda azim ve hırsla gece eve geldikten sonra ders bile çalışıyordum. Fakat güzel para kazanmam, ama kazandığım parayı tüketecek vaktimin olmaması ve gezmenin tozmanın daha tatlı gelmesi ile okulu aklımca bırakıp çalışmaya devam ettim. İkinci sınıfta kaydımın silinmemesi için sadece sınavlara girip koca koca sıfırlar ile eve döndüm. Üçüncü sınıfta bu durumdan pişman olup azar azar ders çalışıp sınavlara girdim ama o sıfırlar benim yakamı bırakmadı. Dördüncü sınıfa geldiğimde, etrafımda üniversite mezunu arkadaşlarıma olan özentimin hemen yanında beni 42 adet ders ve 2 satır bile yazılmamış bir bitirme tezi bekliyordu. Acil önlem planları be bölüm direktörümden aldığım haftada 1 gün full izin, 3 yıldır kullanmadığım yıllık izinlerimin şahsi ücretli izinlerle birleştirilmesi ve benim kabus gibi geçirdiğim 6 aydan sonra 42 dersin 37 sini vermiş, tezimi de 5. geri çevrilmeden sonra 6.sında teslim edebilmiştim.

Şimdi anlatması ve yazması kolay olan bu 6 ayda sıfır sosyalleşme ile sırf birincil ihtiyaçlarımı giderip sadece ve sadece ders çalışıyordum. Kendime verdiğim günlük 1 er saatlik arada ana haber bültenlerini izleyip ne olup ne bittiğine bakıyor, sonra yine kitapların defterlerin arasına gömülüyordum. Sevmediğim ama yapmamın şart olduğu şeyleri en iyisince yapmak için sevebildiğim hale dönüştürmeyi çözüm kabul eden kişisel yapım, bu kâbus günleri de güzelliklere çevirmeye çalışıyor ve de başarılı oluyordu.

Herkesin evinde en sevdiğim yer olan ve kocaman kalabalık grupları bile ısrarla içine tıktığım evin en güzel yeri olan mutfak, bana bu 6 ayda da eşlik edecek yegâne mekân olacaktı. Sabah kahvaltısının toplanmasının ardından kişisel çalışma alanıma dönüşen mutfak, sabahleyin yapılan yemeklerin kokusu, yemek piştikten sonra yapılan okkalı Türk Kahvesi, evden çıkan geri dönen annemin sesi, akşamüzeri demlenen çay, akşam yemeği ve gece atıştırmaları şeklinde devam eden tüm bu seyirleri, dersler ile birlikte kafama kazımıştı. Sıcacık pişen ve içine ekmek doğranan çorbayı, değişen mevsimler koca bir tabak kiraza, oradan da kütür kütür bir karpuza dönüştürdü. Ben sınav sonuçlarını aldıktan sonra sevinç gözyaşlarımı yine o mutfakta koca bir bardak limonata içerek döktüm. Ve geri kalan derslerimi de verip diplomamı aldığım gün bir daha ders çalışmamaya yemin ettim.

O kadar zor bir süreci kendi kendime yaşamıştım ki, mezun olduktan sonra geçen 5 senede ara ara rüyamda aslında bana yanlış diploma verdiklerini, benim bir sürü sınavımın geçersiz olduğunu falan gördüm. İnsanların vurulduğu ya da sevdiklerini kaybettikleri rüyaları isimlendirdikleri kabuslar benim için okul rüyalarıydı.

Zaman hızla akıp gitti, ne benim kabuslarım dindi ne de ettiğim yemini unuttum. Taaa ki eşim benimle aynı bölümü kazanana kadar!

Lafı uzatmıyorum, hafta sonu eşimin final sınavları vardı

Ben aynı derslere geri döndüğüm zaman karşılaşacağımı umduğum o öfkeden, sıkıntıdan ya da nefretten çok huzur ile karşılaştım. Kimi dersleri çalışırken anneciğimin yaptığı o nefis yoğurtlu çorbanın kokusu burnuma geldi, kimi derslerde ise canım kocaman papaz eriği istedi. En çok 1 tane dersi çalışırken de akşamüzeri çayı için yapılan hamur işlerinin kokusu burnuma geldi. Bir bardak soğuk kola ile yenen zeytinli çöreğin üzerine içilen sıcacık çay ile verilen bir ders molası insanı en fazla ne kadar mutlu edebilir? Ders çalışmaktan o kadar huzur duydum ki aynen 7 sene evvel yaptığım gibi Cuma akşamı kampa girmek üzere eve giderken markete uğrayıp bir sürü güzel meyve aldığımız anda eşime bu okulu bitirdikten sonra başka bir okula daha girmesi için baskı yaptım.

Anladım ki, mezun olduğumdan bu yana 5 yıl geçen şu ömrümün güzel yıllarında, rüzgarın savurduğu perdeye bakarak yenen kirazın yanında çalıştığım ders sonucu aldığım başarı kadar hiçbir başarım bana bu kadar huzur vermemiş. Ders çalışırken arka bahçede top oynarken çıkardıkları gürültü yüzünde camdan bağırdığım çocukların sesi kadar hiçbir ses beni bu kadar tatlı bölmemiş.

Zeytinli ÇörekMalzemeler

4-4,5 su bardağı un
1 tatlı kaşığı tuz
1 paket kuru maya
1 tatlı kaşığı tozşeker
1 su bardağı yoğurt
1 s bardağı zeytinyağı
2 yumurta akı
1 çay bardağı kadar zeytin ezmesi
2 yumurta sarısı
Çörekotu

Hazırlanışı;

1- Un, tuz ve kuru mayayı derince bir kaba eleyin.
2- Toz şeker, yoğurt, sıvıyağ ve yumurtaların akları ile birlikte iyice yoğurarak yumuşak bir hamur elde edin.
3-Fırın ısısını 200 dereceye getirin.
4- Hamurun üzerini nemli bir bezle kapatıp 20–25 dk. oda sıcaklığında dinlendirin.
5- Hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar koparıp, elinizle poğaça yapar gibi açıp, ,içerisine 1 çay kaşığı kadar zeytin ezmesi sürüp iki elinizin arasında rulo yapın.
6- İki elinizin arasındaki bu ruloyu ister kendi etrafında sararak, ister açma gibi yuvarlak şekil vererek isterseniz de benim gibi düğüm atarak tamamlayın ve yağlı kâğıt serili fırın tepsisine dizin.
7- Fırını kapatın ve sıcak fırına tepsi ile birlikte çörekleri sürün.
8- 30–40 dakika mayalanıp kabarmalarını bekleyin.
9- Mayalandıktan sonra üzerilerine yumurta sarısı sürüp çörek otu serpin.
10- 200 derece fırında üzeri kızarana kadar 20–25 dk pişirin.

Uzun pazar öğledensonraları…

Bütün hafta cumartesi gecesi ve Pazar günü boyunca patlamış mısır ve birsürü aburcuburla Prison Break izlemenin hayalini kurduk. Cumartesi akşamı bir arkadaşımızın günlerdir bize tavsiye ettiği ve izlememizi merakla beklediği film olan Testere’yi izledikten sonra Prison Break’a geçtik.Pazar sabahı ise kahvaltidan sonra diziyi izlemeye geçecekken, annem ile abimin bize geleceklerini öğrendim. İlk önce hayalimizi gerçekleştiremeyeceğim diye üzülürken, sonra bunun benim için mutfakta geçirilecek tatlı saatler anlamına geldiğini fark ettim ve hemen işe koyuldum.

Çocukken bizim evde Pazar kahvaltilari çok uzun sürerdi. Yemek, masa başında sohbet, gazete keyfi ve ardından kahve muhabbetleri ile sofranın kalkması öğleni bulurdu. Bu yüzden Pazar günleri yemek 3 öğün olmaz, akşamüzerine eğer vakit varsa kekli börekli bir sofra, eğer vakit yoksa da peynir yumurta, bol yeşillik ve çayla hazırlanan ‘’geberyat’’ sofrası kurulur, ve bu yemek aynı zamanda akşam yemeği yerine geçerdi. Dayım ve teyzemlerle birlikte oturduğumuz apartmanda da bu sofra eğer birlikte yiyor isek akşama kadar ortada dururdu Bu pazar sofralarının en güzel yanı ise herkesin ayrı bir şey yapıp sofrada birleştirmeleriydi. Yengem genelde kıymalı börek ya da elmalı kurabiye, teyzem ekmek hamuruna benzer bir hamurun kızartılmasıyla hazırlanan minik börek, annem de değişik salatalar hazırlardı. Eğer ananem de enerjisi yerinde bir gününde ise (ki bu yilda 1-2 kez olurdu) katmer, kaçamak gibi yöresel yemeklerle sofraya dahil olurdu.

Ben de bu pazar geç biten kahvaltıdan sonra annemin geleceğini duyunca böyle bir pazar yaratmak istedim. Bir çok şey hazırlamak istedim ama zamanım ve mutfaktaki malzemelerim 3-4 çeşide ancak yetti. Sosisli ve kekikli börek de bunlardan biriydi. Geniş bir sofra kurup süsledim. Uzun uzun yenen yemekler, tadından doyulmayan sohbetler ve başından kalkılmayacak bir sofra beklerken, bu öğün sabah işe gidilmeden önce yapılan kahvaltıdan uzun süremedi. Annemin kendi kardeşleri ve annesi ile kurduğu pazar akşamüzeri sofrasını ben kendi evimde kuramadım. Bu öğünün eski zamanlara tek benzer yanı akşam yemeği ile karışmış olmasıydı. Yine de ben kendi başıma sofradan saatlerce kalkılmayan yemeklerin özlemi ile sosisli böreklerden afiyetle yedim.

(Bu böreği Elmax’da Emine Beder hazırlarken görmüştüm. O içinde sosis yerine sucuk kullanmıştı ve kekik eklememişti. Yufkaları yağlarken de süt de kullanmıştı ama ben bu şekilde denediğimde hem sucuk ağır gelmişti hem de süt böreği çok yumuşatıp çıtırlığını yoketmişti. Bu şekilde bir değişiklik böreği daha güzel yaptı bence. )

Malzemeler;

3 adet yufka
1 çay bardağı zeytinyağı
250 gr. ince dilimlenmiş sosis
2 adet küp küp doğranmış domates
150 gr. Rendelenmiş kaşarpeyniri
1 tatlı kaşığı kekik
1 çay kaşığı tuz
1 yumurta sarısı
Çörekotu

Fırının ısısını 180 dereceye getirin. Dilimlenmiş sosis, küp küp doğarnamış domates, rendelenmiş kaşarpeyniri, kekik ve tuzu karıştırıp böreğin içini hazırlayın. 3 yufkayı aralarını yağlayarak üst üste dizin. En üzeri de yağlanmış yufkayı önce 4 eşit parçaya sonra da çaprazlama keserek 8 eşit parçaya bölün. Her bir üçgenin en başına hazırladığınız içten koyun ve kenarlarını kıvırarak paket şeklinde katlayın. Üzerine yumurta sarısı sürüp çörekotu serpin. Börekleri fırında üzeri kızarıncaya kadar yaklaşıkık 40-45 dk. pişirin.Sıcakken servis edin.