Böyle başlayan masalları dinleyerek büyüdük, bu söz hep bize uzak zamanları, hayali kahramanları, hayal dünyamızda
şekillendirdiğimiz kimi zaman siyah beyaz kimi zaman rengârenk düşleri çağrıştırıp durdu.
Bu sözle başlayan birçok hikâye dinleyip de gün gelip benimde bu sözle başlayacak birçok hikâyemin olacağı pek aklıma getirmediğim bir ihtimaldi. Şimdi günlerden bir gün’ü tanımış durumdayız. Hayatımızın en boş gününü bile duyduğumuz hikâyelere çevirebilecek kadar alışkınız
geçmişimizi bugüne taşımaya…
Kimi zaman duyduğumuz bir şarkı, gördüğümüz bir fotoğraf, ender de olsa çocukluğumuzdan beri değişmemiş bir yol, bina, bir ağaç alıp götürmez mi bizi en sevdiğimiz hikayelere..
Bakın hemen başlayayım, günlerden bir gün;
Elektriklerin kesik olduğu bir cuma akşamı, gaz lambası ile aydınlanıyor evimiz ve dışarıda gerçekten ilik kemik donduran bir kar var. Sobanın etrafında başlayan kalabalık muhabbet, saatin ilerlemesi, sobanın yavaş yavaş sönmesi ile son bulmuştu. Zaman zaman bizde kalan ve yaşı ilerlemiş olmasına rağmen benimle çok
iyi anlaşan amcam ile odamı paylaşırdım, odamda soba yanmazdı, karşılıklı iki kanepede çarşafın üstüne serilmiş battaniyenin içine girip üstüme yorgan ve ikinci battaniyeyi aldığımı hatırlıyorum.
Derken, hayatının büyük bir kısmını evinin dışında geçirmiş, hayatı boyunca hep yalnız olmuş olan amcam ile onun gençliğinin serüvenlerini paylaşmaya başlardık. Havanın soğuk oluşu ile bu anlatılan küçük anılar da soğuk havada geçen, iyi ve kötünün bulunduğu, kendi hayat hikayesinin, yaşanmış değil de olmasını isteği şekli ile anlattığı, çok sıkıştığı anlarda masal ama bu deyip mucizeler yarattığı
uzunca soluksuz dinlenen serüvene dönüşen bir öykü idi bu.
Soğuğun etkisinden kurtulup, anlatılan öyküyü simsiyah tavana bakarak canlandırırken, hem sıcağın hem de huzurun verdiği rehavetle bastıran tatlı uykuya direnerek sonuna dek dinlemiştim o öyküyü. Hatta o kadar uzun sürmüştü ki annem 2 kez gelip hadi artık uyuyun diye uyarmıştı.
Amcam hala gelir babamlara, eskiden gelip kaldığı aylar boyunca onun hayatının günlerinden bir gün’lerini dinler dururdum. Şimdi ise hayatın boğucu koşuşturmacısı, çocukluğun masumiyetinin inanırken sorgulamadığı o “mucizevi sonlar”ın istesek de inanılamaz hale gelmesi daha da özü, artık kendi öykülerimizle o kadar meşgul oluyoruz ki, zaten bizi boğan bu tempoyu, öykülerimize de taşıyıp iyice kısılıyoruz.
Oysa yer açmalı başka öykülere de, inanmalı o mucizevi sonlara, hayatın kimi zaman acımasız, kimi zaman vurdumduymaz temposuna, zamana inat inanmalı.
Bugünlere gelişimizin temelinde o günlerden aklımızda kalan ve hayal gücümüzü şekilleyen bir sürü öykünün olduğunu unutmamak gerek…
Eşimin de böyle bir paylaşım içinde bulunmak için bu siteyi açmak istemesi beni de oldukça heyecanlanırdı. Sizlerin yorumlarını birlikte okuyup birbirimizin yüzünde oluşan o “bizi anlayan birileri var” gülümseyişi sanki ikinci bir hayat yaşıyormuşçasına alıp götürüyor bizi..
Sizler sofranızdaki tatları, daha sonra hayatınızdan anları ve çoğu zaman “günlerden bir gün”ü paylaşmaya başladınız bu sayfalarda..
Ve benim dileğim bu paylaşımın hep sürmesi, devam etmesi bu hem zaman hem de güzel insanlar tünelinin…
Gökten bir sürü papatya düşmüş, biri benim, biri eşimin ve tabi gerisi sizlerin başına….
(Not: Bu sefer okuduğunuz bu öyküyü eşim sizler için yazdı ve ben onun adına Tam Buğday Unlu Haşhaşlı Ekmek ile sizinle paylaşıyorum. Bu haşhaşlı ekmeği, Sökeun’un tam buğday ekmek unu karışımı ile paketin üzerinden çıkan tarif ile yaptım.)
Malzemeler;
500 gr tam buğday ekmek unu karışımı
320 ml ılık su (yaklaşık 2 su bardağı)
1 paket kuru maya
1 yemek kaşığı zeytinyağ
2 yemek kaşığı haşhaş
1 tatlı kaşığı beyaz un
Hazırlanışı;
1-Fırının ısısını 230 dereceye getirdim.
12-Paketin içinden çıkan mayayı 2 su bardağı ılık su ve 1 yemek kaşığı zeytinyağı ile karıştırıp erittim.
3-Ekmek karışımını haşhaş ile karıştırıp bir kasede havuz gibi açıp mayalı suyu ortasına döktüm.
4-Karışımı bir ekmek hamuru kıvamı elde edene kadar yavaş yavaş yoğurdum.
5-Hamurun üzerini biz bez ile örtüp ılık bir ortamda yaklaşık 1 saat mayalanmaya bıraktım.
6-Fırının içine en alta ısıya dayanıklı bir kapta su koydum.
7-Hamuru dikdörtgen kek kalıbına yerleştirdim.
8-Ellerimi su ile ıslatıp hamurun üzerini düzelttim ve 1 tatlı kaşığı beyaz unu üzerine ince bir tabaka gelecek şekilde eledim.
9-Fırına hamurları koyduktan 10 dakika sonra fırın ısısını 210 dereceye indirdim ve 40 dakika pişirdim.


Papatya’cığım,
Ben de senin blogunu keşfettiğim de tam da böyle düşündüm işte. Benim gibi düşünen biri var. Anlattıkların beni hep özlem duyduğum geçmişe götürüyor, bazen unutmuş olduğum birçok şeyi hatırlatıyor. Bir de üstüne o nefis tariflerin oh değmeyin keyfime durumu oluyor yani. İyi ki varsın. Sevgilerimle,
Öyle güzel anlatıyorsun ki, paylaşacak birileri her zaman olacaktır. Hem de senin tahmininden de çok:) Hepimizin içindeki saf, masum, insan gibi insana dokunuyorsun çünkü her seferinde..
Bu beni çok mutlu ediyor ve tebessümle okuyorum seni hep. Lütfen hep yaz:)
Yürekten sevgiler
ipek
papatyacigim,
ben senin her yazini ictenlikle okudugumda yüzümün, yüregimin aydinlandigini hissediyorum. o kadar ki rahatliyorum, gercekten.
seni kucakliyoruz,
canan ve sera-mina (öglen uykusunda)
Gokten basima bir papatya dustu :), olsa olsa benim Papatya’mdir dedim ve geldim :).
Keyifle okudum… Kucuk yaslarimda, sobali ev yasantisi olmus biri olarak, cok iyi hatirimda sobali evlerin kendilerine has hikayeleri. Bir insanin birikecek ve gunun birinde anlatacak anilarinin olmasi ne buyuk mutluluk degil mi?
Yine paylasmak cok guzeldi…Sevgiyle.
Öncelikle eşimin yazığı bu hikayenin de benim öykülerim gibi beğenilmesine çok çok sevincim çünkü onun oyküleri de benim içimi sıcacık yapıyor;
Burçinciğim;
Ne güzel anlatmışşısın yaşadıklarını, vallahi birden hem hikayelerim hem de tariflerim pek bi leziz geldi senin anlatımından sonra:)
İpekciğim;
İçindeki küçücük İpek’e iyi bak,bizi okuduğumuz bu hikayelerde biz yapan bir tek o çünkü, hep yazmak istiyorum, hep küçük çocuklara dokunmak istiyorum:)
Canancığım, Sera-Mina’da bizi anatacak bböyle benim anlattığım gibi, anneciğimin yaptığı sütlaçlar gibi olmuyor kimseninki diyecek:) O uykudaki meleği öpüyorum,
Defneciğim,
Sana gökten düşen papatyaları değil kucak kucak papatyalar gönderiyorum buradan,
Papatyacim
Esinin yazdigi bu gunlerden bir gun beni kendi soguk odamda kat kat yorganlara sarilmis isinip sonra da uyumayi bekledigim gunlere goturdu. O gunlerin hem acilari vardi ama tatli hatiralari pek cok oldu. Ama heryeri sicacik bir evi cok istedigimi hatirliyorum. Sonra oldu bizde kaloriferli evlerde oturduk ama o zamanki titremeler hep ben de kaldi. Belki de o yuzdendir sogugu hic sevmemem tum sicagina ragmen DUbaide yasayabilmem. Esim benimle hep dalga gecer, cunku benim icin isinmak iligine kemigine kadar isinmaktir. Usumek dedikte cok usuyorum su anda, klimayi acmislar sonuna kadar. Hemen gidip kapatayim da isinayim biraz. Sevgiler
Nukhetciğim seni o kadar iyi anliyorum ki, eşim de yazın ortasında bile yorgan ile yatmak ister bir türlü ısınamaz, ama sen taaa Dubailerde bile ısınamadığına göre yazın ortasında yorgan artık bana mantıklı gelmeye başladı:)
Sevgiler
Esine buradan selamlar. Beni cocukluguma goturdu. Sanirim herkesin cocuklugunda boyle birisi var ‘gunlerden bir gun’ diye masala baslayan. Benim de babamin halasi vardi, neredeyse her aksam bizdeydi ve onun uydurdugu masallari hatirlatti bana.
Açalyacığım haklısın, benim de eniştem vardı yurtdışında yaşayan, gelişleri bizim için bayram olurdu, sanırım büyükler onun masallarını dinlemek istemezdi ki o hep bize anlatırdı:))